Aniboom diye bir yer filmimi youtube a koymus.
Benim bundan hic haberim yoktu. Ama bu zaten 6 ay once falan olmus. Bu alti ay icinde filmi yaklasik 160 000 kisi izlemis.Bunlardan 160 tanesi de yorum birakmis. Hic haberim yok.
Bu yorumlar aslinda benim icin cok onemli bilgi. Averaj insan eglence degerleriyle benimkinin ne kadar ortustugu hakkinda bir fikir veriyor. Esprinin ne kadar anlasilir ya da etkili oldugu hakkinda edindigim fikir ise soyle:
Kotu.
Izleyiciyle cok iletisim kurdugum soylenemez. Ama soyle garip bir durum var. Rating im 5 uzerinden 3. Bir grup insan en yuksek, bir diger grup insan ise en dusuk puanlari vermis. Begenenler ve begenmeyenler arasinda bir ucurum var. Begenen cok begenmis, begenmeyen nefret etmis. Bu bir bakima iyi olsa da genelde izlenme oranini dusuruyor. Su an tam ortadayim. Absurd seyleri sevenler cok sevmis, ama genel izleyici cok sallamamis.
Su an yaptigim 2. filmim bundan daha da absurd oluyor. Daha da manyakca... Bizim rating iyice duscek bu sefer.
Ama bundan sonra yapabilirsem tum izleyicilerin birseyler bulabilecegi turden yapmaliyim. Boylece aradaki farklari gorup nasi gitmem gerektigine karar verebilirim. hmmm. cok zor... cok...
Friday, May 02, 2008
Tuesday, April 29, 2008
28 yildir ogrendigim seylerin toplami - 1 Hayat
Gecenlerde 27. yasimi bitirdim ve 28 yasima geldim. Sonra cok zeki olan beynimin taaaa derinliklerinden gelen bir hisle bunca yildir kesfettigim bir dizi bilgiyi bazi grafiklerle aciklamaya karar verdim. Boylece daha 28 yasina girme serefine erisememis bir dizi zavalli insana cok buyuk faydalarda bulunabilirim.
Oncelikle hayatin iyi/kotu zaman grafigini acikliyorum:
Once derin matematik bilgimden faydalanarak sunu aciklayayim ki, egrinin altinda ve ustunde kalan alanlara intortor denir. Burada sekilde de acikladigim gibi mutluluk sinirlarindaki intortorlarin toplamiyla mutsuzluk siniri altinda kalanlar her zaman birbirine esittir ve sonunda birbirini goturerek olurken sifiri saglarlar. O yuzden dogarken nasil sifirsak olurken de sifir olarak oluruz. Naaparsak yapalim kaybedicek bisey yok gibi gozukuyor degil mi? Hah hay!!! Hic de oyle degil. Assagidaki grafikte tum bunlara ragmen herseyin nasil kotu olabilecegi acikca cizildi.
Yukaridaki grafige gore yasayan adamin inis cikislari gayet kucuk. Dolayisiyla bu adam gayet monoton ve sikici bi hayat yasamis. Unutmayalim ki birbirini goturen intortorlar ne kadar cok olursa o kadar cok yasamis saylaniriz.
Simdi aranizdan bir takim sivrizekalilar bu grafigi gordukten sonra "nasil olsa simdi hayat cok kotu gidiyor, demek ki ileride cok guzel gidecek" diye seviniyor olabilir. Siz kucuk musmulalara kotu bir haberim var. Malesef sizin baslangic cizginiz baska bir yerde olabilir. (Bknz. assagidaki grafik).
Simdi soylenmeyi birakip yasamaya devam edin. Intortorlari bol bol olsun...
Oncelikle hayatin iyi/kotu zaman grafigini acikliyorum:
Simdi aranizdan bir takim sivrizekalilar bu grafigi gordukten sonra "nasil olsa simdi hayat cok kotu gidiyor, demek ki ileride cok guzel gidecek" diye seviniyor olabilir. Siz kucuk musmulalara kotu bir haberim var. Malesef sizin baslangic cizginiz baska bir yerde olabilir. (Bknz. assagidaki grafik).
Wednesday, April 23, 2008
Bugunun tarihe gecmesini istiyorum
Bugun Ibanez JS 1200'u deneme firsatim oldu ilk defa. Agzimdan sular akarak internetten resimlerine baktigim bu sey (ayni zamanda yukardaki Satriani abimizin de signature gitaridir) kaza eseri arkadasima gitar bakmaya gittigimiz yerde bulunmaktaydi. Adama denemek istiyorum dedim, getirdi, taktik line6-amfiye, hafif drive verdim, bas-treble i biraz kurcaladim, sonra caldim biraz. Mukemmeldi. Mukemmel.
O sustain.... Nerden geliyo anlamiyorum, ya basswood dan ya da dimarzio paf pro lardan falan. Amfide o kadar fazla drive yoktu, ne compression ne bisey var, bi nota caliyorum ve sustain bitmiyor, devam ediyor... Ve sonra hizli calinca, hersey tertemiz geliyor, bendler parmaklari acitmiyor, yumusacik hemen istedigin notaya cikiyor. Hersey oyle temiz ve kesin ki. Dolu dolu geliyor sesler, ve de amfi yuzunden degil bu.
Gitarcidan cikinca arkadasima acayip kizdim. Bok vardi goturcek beni. Bazen tum sorumluluklari sallayip gitari alasim geliyo. Maymun istahli miyim. Daha yeni bu hayvani seyi aldim, agzimdan salyalar akarak oynuyorum.
Saskin Caponlar
Birisi 3 paraya anime satiyordu. hemen atladim izlemedigim birsey diye. aldim izlemeye basladim heyecanla. yine super siddetle falan basladi. kanlar fiskirdi cok guzeldi...
Ama sonra...
Oyku ilerledikce olaylari anladim, bittiginde de bi garip hissettim. Cok inanamadim oykuye. Acaba sevginin bedenden bagimsiz olabilecegi gibi biseyi mi isliyordu. Cunku animeler bazen derin oluyor. En azindan bir kisminin felsefi falan olurdu. Heralde oyledir. Ama acayip escinsel bi animeydi ilk defa. Sinir tanimaz capon insanlari. Tebrik ediyorum.
Sanirim caponlarin samuray/geysa kulturunde erkek geysalar da var. eski zamanlarda. 1600-1800 gibi. hmm...
Ama sonra...
Oyku ilerledikce olaylari anladim, bittiginde de bi garip hissettim. Cok inanamadim oykuye. Acaba sevginin bedenden bagimsiz olabilecegi gibi biseyi mi isliyordu. Cunku animeler bazen derin oluyor. En azindan bir kisminin felsefi falan olurdu. Heralde oyledir. Ama acayip escinsel bi animeydi ilk defa. Sinir tanimaz capon insanlari. Tebrik ediyorum.
Sanirim caponlarin samuray/geysa kulturunde erkek geysalar da var. eski zamanlarda. 1600-1800 gibi. hmm...
Monday, April 21, 2008
lonesome Jim
Steve Buscemi Coenlerle calisirken cok fazla sey ogrenmis olmali, ozellikle Lebowskide. Cunku kendi yaptigi film bence cok basarili. Amerikan bagimsiz sinemasi gercekten cok guzel olabiliyor. Belki de Hollywood'dan gelen gercekten yaratici adamlarin filmcilik isini cok iyi ogrendikten sonra kendi islerini yapma firsati bulabilmesindendir. Hollywood da cok siddetli rekabet olmasi insanlarin cok fazla kendilerini gelistirmek zorunda kalmalarina sebep oluyor. Gerci her tur asiri kapitalist endustride ve Amerikanin genelinde boyle bir durum var sanirim. Muzik olsun, gosteri sanatlari olsun... Insanlar bir seyin en iyisi olmak ve kisisel gelisimleri icin asiri caba harciyorlar. Ve sonunda cogu zaman kar amacli ve geyik seyler yapsalar da arada bir kendileri icin de isler yapiyorlar, ve o zaman otturuyorlar.
Koyluk yerde hayat, acayip bir depresyon, ama onun icinde sakli mecazli komedi. Mmmm, leziz... Izleyin...
Koyluk yerde hayat, acayip bir depresyon, ama onun icinde sakli mecazli komedi. Mmmm, leziz... Izleyin...
Friday, April 18, 2008
Londra kokuyo
Sabah evden ciktik, yuruyoruz, sevdigim kiz dedi ki "bi yerlerde kanalizasyon patlamis heralde, burasi lagim kokuyo". gercekten de lagim kokuyordu sokaklar.
Sonra ise geldim. Metrodan cikinca yine geldi burnuma lagim kokusu. Allah allah.
Iste bir anda herkes e-mail atmaya basladi. Herkes kendi evinin oldugu yerin koktugunu vs... yazmis. Sehrin dort bir yanindan gelen insanlar sabah yola cikarken algiladiklari kokuyu onayladilar. Birileri "dunyanin sonu geldi, boka batiyoruz sonunda" falan diye e-mail atti.
Sonra her yerin les gibi koktugu haberleri gelmeye basladi. Megersem Fransizlar bu aralar tum tarlalarini ayni anda gubrelemeye karar vermisler. Sonra bi ruzgar esmis, butun gubre kokulari taaa buralara kadar gelmis. Les les. Gastede "kraliceye bile bok kokusu geldi" yaziyordu, ulan sanki kralice dokunulmaz, kendi tuvalete girip (tobe tobeee....).
Sonra ise geldim. Metrodan cikinca yine geldi burnuma lagim kokusu. Allah allah.
Iste bir anda herkes e-mail atmaya basladi. Herkes kendi evinin oldugu yerin koktugunu vs... yazmis. Sehrin dort bir yanindan gelen insanlar sabah yola cikarken algiladiklari kokuyu onayladilar. Birileri "dunyanin sonu geldi, boka batiyoruz sonunda" falan diye e-mail atti.
Sonra her yerin les gibi koktugu haberleri gelmeye basladi. Megersem Fransizlar bu aralar tum tarlalarini ayni anda gubrelemeye karar vermisler. Sonra bi ruzgar esmis, butun gubre kokulari taaa buralara kadar gelmis. Les les. Gastede "kraliceye bile bok kokusu geldi" yaziyordu, ulan sanki kralice dokunulmaz, kendi tuvalete girip (tobe tobeee....).
Wednesday, April 16, 2008
Uzun zaman sonra
Cok sey oldu, cok sey oluyor ve bircok sey olucak...
Ahbabin kafasi tum bunlari alacak kadar buyuk degil...
Yine Londra'ya geldim. Sevdigim kizla ilk defa kendimize ait bir ev tuttuk. Acayip para verdik.
Kendime aypodun aynisi gibi gorunen bir mp3 calar aldim. eski cin mali olan artik hic calismiyor, hem de pilleri yiyordu. yeni aldigim aynen aypot gibi gorunuyor. ama yuvarlagi aslinda eski model bir dugme, hatta salter, basinca `cotaaaa` diye ses cikiyor. metroda o sesi duyunca gastesinden gozunu kaldiran kiza "it's not real ipod" demek zorunda kaldim gulumseyerek...
Is olarak girebilecegim en guzel projede olabilecek en kotu konumda calisiyorum. Benden daha deneyimsiz ve yeteneksizler benim yapmam gereken isi yapiyor, ben ise onlarin pisliklerini temizliyorum, tum yaptiklarim onlarin yararina oluyor, ben hicbirsey kazanmiyorum bu isten, para disinda, onu da hic sevmem...
En azindan sevdigim kizin yanindayim. Gerci onunla da hayat kolay degil. Sacma sapan seylerden birbirimizi kirdigimiz oluyor. Kadinlarla yasamak cok zor. Kucucuk seyler buyuyup bizi yipratiyor. Cok sacma sapan. Ben de cok normal degilim zaten. Olsun. Sanirim hicbir zaman mukemmel olmuyor seyler, ben zaten aliskinim buna, ama diger insanlar icin hayal kirikligi oluyor. Bence zaten hersey inisli cikisli, iyi zamanlar ve kotu zamanlar var...
Her zamanki gibi birsuru seyle ayni anda ugrasiyorum. Hem is-guc hem sosyal hayat, basvurular, vizeler, kontratlar, e-maillerin yani sira, konserler, gosteriler, publar, barlar, restoranlar, yemekler, amfiler, ickiler, festivaller havalarda ucusuyor.
Son zamanlarda eve yakin bir sinema kesfettik, sadece avrupadan sanat filmleri gosteriyor. holivudun acayip aksiyon ve fantastik filmlerinden baya koptum. Ama anime DVD leri aliyorum. Mmmm, cok guzel.
Gidebildigim kadar cok Finsbury parka kosmaya gidiyorum. Cok saglikli. Bir tane tablo cizdim kagida, spor yaptikca, meyve yedikce ve saglikli yasadikca tik atiyoruz, oyle duruyoruz. Bir arkadasimiz geldi ve modern young-professional cift gibisiniz dedi.
Arada cizim yapmaya calisiyorum.
oyle...
Ahbabin kafasi tum bunlari alacak kadar buyuk degil...
Yine Londra'ya geldim. Sevdigim kizla ilk defa kendimize ait bir ev tuttuk. Acayip para verdik.
Kendime aypodun aynisi gibi gorunen bir mp3 calar aldim. eski cin mali olan artik hic calismiyor, hem de pilleri yiyordu. yeni aldigim aynen aypot gibi gorunuyor. ama yuvarlagi aslinda eski model bir dugme, hatta salter, basinca `cotaaaa` diye ses cikiyor. metroda o sesi duyunca gastesinden gozunu kaldiran kiza "it's not real ipod" demek zorunda kaldim gulumseyerek...
Is olarak girebilecegim en guzel projede olabilecek en kotu konumda calisiyorum. Benden daha deneyimsiz ve yeteneksizler benim yapmam gereken isi yapiyor, ben ise onlarin pisliklerini temizliyorum, tum yaptiklarim onlarin yararina oluyor, ben hicbirsey kazanmiyorum bu isten, para disinda, onu da hic sevmem...
En azindan sevdigim kizin yanindayim. Gerci onunla da hayat kolay degil. Sacma sapan seylerden birbirimizi kirdigimiz oluyor. Kadinlarla yasamak cok zor. Kucucuk seyler buyuyup bizi yipratiyor. Cok sacma sapan. Ben de cok normal degilim zaten. Olsun. Sanirim hicbir zaman mukemmel olmuyor seyler, ben zaten aliskinim buna, ama diger insanlar icin hayal kirikligi oluyor. Bence zaten hersey inisli cikisli, iyi zamanlar ve kotu zamanlar var...
Her zamanki gibi birsuru seyle ayni anda ugrasiyorum. Hem is-guc hem sosyal hayat, basvurular, vizeler, kontratlar, e-maillerin yani sira, konserler, gosteriler, publar, barlar, restoranlar, yemekler, amfiler, ickiler, festivaller havalarda ucusuyor.
Son zamanlarda eve yakin bir sinema kesfettik, sadece avrupadan sanat filmleri gosteriyor. holivudun acayip aksiyon ve fantastik filmlerinden baya koptum. Ama anime DVD leri aliyorum. Mmmm, cok guzel.
Gidebildigim kadar cok Finsbury parka kosmaya gidiyorum. Cok saglikli. Bir tane tablo cizdim kagida, spor yaptikca, meyve yedikce ve saglikli yasadikca tik atiyoruz, oyle duruyoruz. Bir arkadasimiz geldi ve modern young-professional cift gibisiniz dedi.
Arada cizim yapmaya calisiyorum.
oyle...
Friday, January 25, 2008
Hussein
Cunku cok mutlu. Cunku gulumsuyor, gelecege ve hayata umutla bakiyor. Ahlam ve Ziad gibi icten pazarlikli ve iki yuzlu degil O. Ahlam'in tek amaci bir avuc petrol zengini arap adami bastan cikarmak. Makyaji yapmis, takilari takmis. Ziad ise ayni rolu kadinlar icin oynuyor. Belki bes tane estetik olmustur. Disler yaptirilmis, kaslar alinmis... Boylece bu ikisi aslinda tum hedef kitleyi kapsadiklarini dusunuyorlar. Ama hayir. Bu takimda birseyler eksik. Bir figur, bir kavram, bir anlam... bir... bir... Hussein...
Hussein evrensel umut ve mutlulugu temsil ediyor. Petrolden kazandigi paralariyla aslinda bu ise ihtiyaci yok husseinin. Otellerde sarki soylemese de olur. Ama dunyanin nese eksigi var. Kendisinde dogustan olan neseyi paylasmali, onu insanlara sacmali. Bu onun evrensel gorevi.
Kucuk seylerden mutlu olabilir Husein. Bir tavuk budu, bir patates kizartmasi, vantilatorle gobegini serinletmek gibi basit seyler... hayat bunlardan ibaret. Ve cok guzel.
Wednesday, January 23, 2008
Luxor 1, Biz 0
Bu oyunu babam internetten indirmis. Sonra deneme surumunu bitirince geri kalanini da oynamak istemis, bana soyledi, ben de satin aldim. Sonra oynamaya basladi yaklasik 4 ay once. Sonra Luxor yavas yavas tum ailemizi isgal etti. Herkes muptelasi oldu. Deliler gibi Luxor oynamaya basladik. Babam her sabah erken kalkip Luxor calisiyordu, annem geceleri bir gozu dizide, diger eli mouse da, neredeyse geceyarilarina kadar oynuyordu... Yillarca biz bilgisayar oynayinca soylenen annemi boyle gormek cok ilginc. Kendisi de "iyi ki bu sey biz okurken yoktu, hic bir sinifi gecemezdim" diyor. Bizim gostermek durumunda kaldigimiz iradeyi dusunun artik. Kardesim de gayet iyi, bu aralar onu yetistiriyoruz. her gun duzenli calisirsak 8.level 4. kismi gecebiliriz belki.
Bu allahin belasi bolumde toplar cok alakasiz gelmeye basliyor, atari bize kaybettirmek icin her turlu serefsizligi yapiyor. Simdilik bu bolumu kimse gecemedi. Ama calisiyoruz ailecek. Umutluyuz. Gelecege guvenle bakiyoruz. Kardesime cok guveniyoruz. Bazen yarisina kadar geliyor bu kazik bolumun. Naber?
Tuesday, January 15, 2008
Mart
Kis mevsimi yumusacik olunca kedimiz Benek'in Mart ayi erken geldi. Kimi zaman sesiyle kimi zaman da salgiladigi ve bizim algilayamadigimiz kokulariyla bir anda mahallenin tum kabadayi kedileri bir anda kapimizda bitiverdi her sene iki kez oldugu gibi. Guzek kizdir Benek

Yanliz Benek'in talipleri isi biraz abarttilar. Maalesef kedilerde pek romantizm yok. Sadece tecavuz oluyor. Birbirini biraz tanimakti, florttu, yakinlasmaydi, koklamaydi, boyle seyler yok. Erkek kediler tirmik yemeleri daha zor olan bir noktadan yaklasmayi basarirlarsa bir sonraki nesile katkilari olabiliyor. Bazen kendi aralarinda da anlasmazliklar olsa da sonucta bir elin parmaklari kadar kedi soylarinin devami icin biraraya gelerek bir sonraki gende daha renkli bir yelpaze olusturuyorlar. Bazen yavrulardan birisinde bir babanin boz gozunu, bir baskasinda diger bir kabadayinin beyaz kulagini gorebiliyoruz. Sonra "aaa bak bunun babasi su suratsiz olandi" gibi yorumlar yapabiliyoruz. Bu gerizekalida babasinin suratsizligi var mesela:

Her neyse cigliklar ve kavgalarla gecen birkac gecenin sonunda annem kedinin evde daha rahat edecegine karar verdi ve tavanarasina kilitledi. Bunun Benek icin en iyisi olacagini dusunuyorduk fakat Benek gece boyunca kapilari tirmaladi, bagirip cagirarak bizi yine uyutmadi. Disarida birbirini bogazlayan kedilerin cikardigi seslerin yerini Benegin kendi mirlamasi ve tirlamasi aldi. Buradan soyle bir sonuca vardik: Benek tecavuzden zevk aliyor. Dolayisiyla kendini sokakta buldu.
Yanliz Benek'in talipleri isi biraz abarttilar. Maalesef kedilerde pek romantizm yok. Sadece tecavuz oluyor. Birbirini biraz tanimakti, florttu, yakinlasmaydi, koklamaydi, boyle seyler yok. Erkek kediler tirmik yemeleri daha zor olan bir noktadan yaklasmayi basarirlarsa bir sonraki nesile katkilari olabiliyor. Bazen kendi aralarinda da anlasmazliklar olsa da sonucta bir elin parmaklari kadar kedi soylarinin devami icin biraraya gelerek bir sonraki gende daha renkli bir yelpaze olusturuyorlar. Bazen yavrulardan birisinde bir babanin boz gozunu, bir baskasinda diger bir kabadayinin beyaz kulagini gorebiliyoruz. Sonra "aaa bak bunun babasi su suratsiz olandi" gibi yorumlar yapabiliyoruz. Bu gerizekalida babasinin suratsizligi var mesela:
Her neyse cigliklar ve kavgalarla gecen birkac gecenin sonunda annem kedinin evde daha rahat edecegine karar verdi ve tavanarasina kilitledi. Bunun Benek icin en iyisi olacagini dusunuyorduk fakat Benek gece boyunca kapilari tirmaladi, bagirip cagirarak bizi yine uyutmadi. Disarida birbirini bogazlayan kedilerin cikardigi seslerin yerini Benegin kendi mirlamasi ve tirlamasi aldi. Buradan soyle bir sonuca vardik: Benek tecavuzden zevk aliyor. Dolayisiyla kendini sokakta buldu.
Friday, January 11, 2008
aztec challenge
Kadibey bilgisayarin onunden gecince bir anda su gunlere dondum.

Kadibey bilgisayar, commodore oyunlarini satin aldigimiz kazikci yerdi. Ama sanirim baska bir yer yoktu. Ilkokul ve ortaokul zamanlari, hala o gri igrenc kutudan bir parca olsun "eglence" beklerken yolunu asindirdigimiz, oyunlar kasetlere cekilirken sabir ve heyecanla duvarlarina baktigimiz garip bir mekandi. Onunden gectik. Kapanmis herhalde. Neyse o zamanlardan aklimda kalan baska birsey vardi. O da:

Ve de en tirstirici bolum olan:

Burada ortadaki adam var gucuyle piramite dogru kosturmakta. yandaki adamlar da buna yol boyunca oklar atiyorlar. yanliz okun nereden geldigine gore atlamak ya da egilmek zorundasiniz. ok atilinca bir ses cikiyor ve belli araliklarla ok atiliyor. Bu oyun benim hayatimi kabusa cevirmistir. Bunu oynarken duydugum stres ve heyecan sanirim derin psikolojimde derin tahribat yapti. Cunku adamin egilmesi gerektiginde ben de joystik denen seyle beraber egiliyordum. Gece uyumaya baslarken yandan gelen hayali oktan kacmak icin zipliyor, yastik yorgani tepiyor, bazen de oklari yedigim icin dusuyordum kosan adam gibi. Yillarca surdu bu.
Yillar sonra bilgisayar oyunlariyla ilgili tez yazarken bir kez daha bu gunlere donmustum. Hatta birkac oyundan bahsettigimi hatirliyorum. Herneyse komodorun tezim icin onemi bilgisayarda eglencenin eve tasinmasinin ve bugunku konsollarin olusmasindaki onculerden onemli birisi olmasi.
Dort yasimdayken babam tarafindan eve getirilen gri kutumuz yillarca bizi eglendirdi, egitti (sabir konusunda), aglatti, birsuru zamanimizi yedi ve seksenlere imzasini atti. Onun yuzunden annemle kavga ettim, kasetlerin iclerinde neler oldugunu, kasetlerin vidalarini cikarmayi, bantlari birbirine yapistirip tamir etmeyi, kafa ayarini (her neyse) ve buna benzer birsuru gereksiz seyi yasadim. Yarim saat boyunca agzimdan sular akarak bekledigim oyunlar bazen "cik"mazdi. (Cikmamak : oyun saatlerce yuklendikten sonra ekranin alt kosesinde bir yerlerde kucucuk bir error yazar, oyun calismaz, kafa ayarini tekrar yapip bastan tekrar beklemek gerekir). Ama bak o zamanlar bile bilgisayar grafiklerine hayranmisim, cunku oyunlari bosverip harfler ve sekilleri kullanarak gemi resmi yapmaya calistigimi hatirliyorum. Ayni seyi universitede, baska makineler ve baska saclarla yapmaya calistim. Sanirim ayni seyi olmeden once baska duzlemlerde, baska aletlerle yapiyor olucam. Son olarak su asmis rambo resminden kardesim cok korkardi.
Kadibey bilgisayar, commodore oyunlarini satin aldigimiz kazikci yerdi. Ama sanirim baska bir yer yoktu. Ilkokul ve ortaokul zamanlari, hala o gri igrenc kutudan bir parca olsun "eglence" beklerken yolunu asindirdigimiz, oyunlar kasetlere cekilirken sabir ve heyecanla duvarlarina baktigimiz garip bir mekandi. Onunden gectik. Kapanmis herhalde. Neyse o zamanlardan aklimda kalan baska birsey vardi. O da:
Ve de en tirstirici bolum olan:
Burada ortadaki adam var gucuyle piramite dogru kosturmakta. yandaki adamlar da buna yol boyunca oklar atiyorlar. yanliz okun nereden geldigine gore atlamak ya da egilmek zorundasiniz. ok atilinca bir ses cikiyor ve belli araliklarla ok atiliyor. Bu oyun benim hayatimi kabusa cevirmistir. Bunu oynarken duydugum stres ve heyecan sanirim derin psikolojimde derin tahribat yapti. Cunku adamin egilmesi gerektiginde ben de joystik denen seyle beraber egiliyordum. Gece uyumaya baslarken yandan gelen hayali oktan kacmak icin zipliyor, yastik yorgani tepiyor, bazen de oklari yedigim icin dusuyordum kosan adam gibi. Yillarca surdu bu.
Yillar sonra bilgisayar oyunlariyla ilgili tez yazarken bir kez daha bu gunlere donmustum. Hatta birkac oyundan bahsettigimi hatirliyorum. Herneyse komodorun tezim icin onemi bilgisayarda eglencenin eve tasinmasinin ve bugunku konsollarin olusmasindaki onculerden onemli birisi olmasi.
Dort yasimdayken babam tarafindan eve getirilen gri kutumuz yillarca bizi eglendirdi, egitti (sabir konusunda), aglatti, birsuru zamanimizi yedi ve seksenlere imzasini atti. Onun yuzunden annemle kavga ettim, kasetlerin iclerinde neler oldugunu, kasetlerin vidalarini cikarmayi, bantlari birbirine yapistirip tamir etmeyi, kafa ayarini (her neyse) ve buna benzer birsuru gereksiz seyi yasadim. Yarim saat boyunca agzimdan sular akarak bekledigim oyunlar bazen "cik"mazdi. (Cikmamak : oyun saatlerce yuklendikten sonra ekranin alt kosesinde bir yerlerde kucucuk bir error yazar, oyun calismaz, kafa ayarini tekrar yapip bastan tekrar beklemek gerekir). Ama bak o zamanlar bile bilgisayar grafiklerine hayranmisim, cunku oyunlari bosverip harfler ve sekilleri kullanarak gemi resmi yapmaya calistigimi hatirliyorum. Ayni seyi universitede, baska makineler ve baska saclarla yapmaya calistim. Sanirim ayni seyi olmeden once baska duzlemlerde, baska aletlerle yapiyor olucam. Son olarak su asmis rambo resminden kardesim cok korkardi.
Wednesday, January 09, 2008
Antalya sicak mi?
Bu evin isinma sorunu gecmisten beri hep vardi. Burada yasadigim iki on yil boyunca her turlu yontemle isindik sayilabilir. Ev cok genis, tavanlari gotik gibi. Ilk baslarda soba denen metal kutle vardi. Demirden dokme soba ilk kislarimizda bizleri isitmak icin vargucuyle yandi. Ama hayat soba icin cok kolay degildir. Ruzgarla iyi anlasmasi gerekir, bir yamuk esti mi ruzgar tum duman evin icine girer ve aileden biri "soba tuttuuuuu" diye bagirir. Bu durumda bazen sac kurutma makinesinin yardimindan istifade ederdik. bacanin yukarisina dogru uflenen hava bazen bacayi acar. boylece soba yanmaya devam eder. Evimize kislarin basinda kamyonla gelen odunlari hatirliyorum. cok guzel kokarlardi.
birkac sene sonra annem sanirim sobanin pisligine dayanamadi. alternatif seyleri kesfetmeye basladik. Bir sene katalitik denen sey vardi. Katalitik; tuple calisir, kucucuk bir alev yanar on tarafinda ve de bir tur malzemeyi isitirdi. Bu katalitigi yakmak bir tur toren gibidir. Once gaz verilir hafif, sonra cakmagina birkac kez basilir. Cakmak elleri acitirdi. Eger yeterince gaz verilmezse yanmazdi, nazliydi bu. Sanirim 2 yil kadar katalitikle isindik. Eger katalitikle uyursaniz olebilirsiniz. Zehirli gaz cikarir.
Bir sene babam ev cok genis oldugu icin seralarda kullanilan, gazla calisan birsey getirdi. Sera isiticisi. Sobadan daha buyuk, dort bes katalitik gucunde birseydi sanirim. Yanliz bitkiler icin tasarlanmis oldugu belliydi. Bunu ilk calistigi andaki horultusundan ve otuz saniye icinde burunlarimiza ulasan gaz kokusundan anlamistik. Turfanda sebze meyvenin bunca zehirli gaz kokusu icinde isindigini kavramakla beraber, bizler de birer sebze gibi yesillesmeye baslamistik coktan. Migdelerimiz bulaniyor, kisa cumleler kuruyorduk artik. Neyse ki bu alet deneme surecini atlatamadi ve yerini evimizde soguk ama temiz havaya birakti.
Sonra ordek soba + elektirikli battaniye ikilisiyle birkac yil gecirdik. Bu birkac yil boyunca evin sadece %30 unda yasadigimizi soyleyebilirim. Televizyonun oldugu odaya ordek soba kuruldu. Bu ordek soba cok sevimli birseydir. Ne verseniz yer yutar. Eski ayakkabilar, yatak parcalari, sokulmus bir dolap, evin insaatindan kalmis keresteler... Ne verdiysek yedi. O odayi hamam gibi isitti. Ama disarisi kutuplar gibiydi. Ornegin tuvalete gitmek korkunc birseydi. Hele yataga gitmek... Yataklar buzdan bir tabut hissi verirdi. Tam o siralar elektrikli battaniye denen seyi kesfettik. Carsafin altina serilen bu battaniye yataklara girilmeden yarim saat once prize takilirdi. Boylece buzdan tabutun ici sicak gibi olurdu. Ama o sicak cok suni bir sicakti. Kendi sicakligim olmadigini bildiginden vucudum alisana kadar yine zaman gecerdi. Ustelik battaniyeden carpilmaktan cok korkardim. Annem fisi cekse bile korkardim.
Birkac sene sonra kalorifer denen seyin isinma sorunumuzu cozebilecegine dair bir fikre kapildik. Bu kaloriferin borulari ve peteklerinin dosenmesi evi delik desik ederken hic bitmeyen bir insaat ortaminda bir yaz gecirme firsatimiz oldu. En son eylul gibi gunlerce suren temizlik yapildigini hatirliyorum. O temizlik tarihe gecmistir bence. Bir kadin, iki cocuk, bir kopek ve dort bes kedi, o evin altini ustune getirdik. O sene kaloriferi yaktik. En azindan senenin basinda. Bir sure sonra kaloriferin bir tur MAZOT CANAVARI oldugunu anladik. Mazot denen seyi likir likir icen bu canavar 2 ay suren kis mevsimini mali olarak icinden cikilmaz bir duruma getiriyordu.
Bu kalorifer bizim universiteye hazirlik donemlerimizi biraz olsun rahat gecirmemizi sagladi. Cok sukur usumedik. Ben evden ayrilinca isinma konusunda da baska bir donem baslamis. Okuldan tatile geldigimde gordum ki kardesim ve dort tane rezistansli silindirin turuncu halde ortami isittigi elektrikli soba ayrilmaz bir ikili haline gelmisler. Aksamlari televizyon izlerken, sabahlari yatagin yaninda, kahvaltida, meyve yerken, her an o koca sey bir assagi bir yukari merdivenleri cikiyor iniyordu. Bu elektrikli seyin onunde saclar kurutuluyor, coraplar isitiliyor, banyoya girmeden once giyilecek seyler vucut sicakligina getiriliyordu. Ona en gizli sirlarimizi anlatiyor, dertlesiyorduk. Onu kardesimle birbirimizden kiskaniyorduk, beni daha cok seviyor seni daha cok seviyor diye kavga ediyorduk. (Abartmisim.)
Sonra klimalar geldi. Once salona geldi. Klima digerlerine oranla daha guzel isitiyordu. Elektrik sarfiyati da asiri fazla degil. Biz hala klima devrini yasiyoruz. Eskisi gibi evin bir odasinda yasiyoruz. Ben muzik yapmaya kendi odama gittigimde bir sure sonra burnum ve ayaklarim usuyor. Televizyonun oldugu odaya gelerek isiniyorum.
Beni asil uzen sey disarisi. Disarda hava cok guzel. Sicacik. 18 derece kisin ortasinda. Sokaga cikinca insan usumuyor. Ama er gec eve gelmek zorundayiz. Ve ev cok soguk. Ben -35 derecede ise gitmis birisiyim ve bu ev cok soguk. Bazen batiyor bana... Elimde yelegimle eve ulasmak, iceri girerken yelegi giymek... O yataklara ilk giris... Bazen Ankara'ya gidip isinmak istiyoruz. Orada evler sicak, kalorifer hep yaniyor.
Gelecege umitle bakiyoruz. Dogal gaz diye birsey varmis, bir takim borular sehre giris yapmislar bile. Mazot kadar pahalli degilmis henuz. Bir iki seneye bize ulasabilir. O zaman bu seyle kaloriferleri yakmaya baslayabiliriz yeniden. Tabi bunlari dusundugum su gunlerde haberlerde iranin dogal gazi kestigini ve rusyanin da azaltabilecegi gibi seyler izledim. Ve birkez daha bu evin asla isinmayacagina olan inancim guclendi. Ama hala gelecege umitle bakiyorum. Niyeyse...
birkac sene sonra annem sanirim sobanin pisligine dayanamadi. alternatif seyleri kesfetmeye basladik. Bir sene katalitik denen sey vardi. Katalitik; tuple calisir, kucucuk bir alev yanar on tarafinda ve de bir tur malzemeyi isitirdi. Bu katalitigi yakmak bir tur toren gibidir. Once gaz verilir hafif, sonra cakmagina birkac kez basilir. Cakmak elleri acitirdi. Eger yeterince gaz verilmezse yanmazdi, nazliydi bu. Sanirim 2 yil kadar katalitikle isindik. Eger katalitikle uyursaniz olebilirsiniz. Zehirli gaz cikarir.
Bir sene babam ev cok genis oldugu icin seralarda kullanilan, gazla calisan birsey getirdi. Sera isiticisi. Sobadan daha buyuk, dort bes katalitik gucunde birseydi sanirim. Yanliz bitkiler icin tasarlanmis oldugu belliydi. Bunu ilk calistigi andaki horultusundan ve otuz saniye icinde burunlarimiza ulasan gaz kokusundan anlamistik. Turfanda sebze meyvenin bunca zehirli gaz kokusu icinde isindigini kavramakla beraber, bizler de birer sebze gibi yesillesmeye baslamistik coktan. Migdelerimiz bulaniyor, kisa cumleler kuruyorduk artik. Neyse ki bu alet deneme surecini atlatamadi ve yerini evimizde soguk ama temiz havaya birakti.
Sonra ordek soba + elektirikli battaniye ikilisiyle birkac yil gecirdik. Bu birkac yil boyunca evin sadece %30 unda yasadigimizi soyleyebilirim. Televizyonun oldugu odaya ordek soba kuruldu. Bu ordek soba cok sevimli birseydir. Ne verseniz yer yutar. Eski ayakkabilar, yatak parcalari, sokulmus bir dolap, evin insaatindan kalmis keresteler... Ne verdiysek yedi. O odayi hamam gibi isitti. Ama disarisi kutuplar gibiydi. Ornegin tuvalete gitmek korkunc birseydi. Hele yataga gitmek... Yataklar buzdan bir tabut hissi verirdi. Tam o siralar elektrikli battaniye denen seyi kesfettik. Carsafin altina serilen bu battaniye yataklara girilmeden yarim saat once prize takilirdi. Boylece buzdan tabutun ici sicak gibi olurdu. Ama o sicak cok suni bir sicakti. Kendi sicakligim olmadigini bildiginden vucudum alisana kadar yine zaman gecerdi. Ustelik battaniyeden carpilmaktan cok korkardim. Annem fisi cekse bile korkardim.
Birkac sene sonra kalorifer denen seyin isinma sorunumuzu cozebilecegine dair bir fikre kapildik. Bu kaloriferin borulari ve peteklerinin dosenmesi evi delik desik ederken hic bitmeyen bir insaat ortaminda bir yaz gecirme firsatimiz oldu. En son eylul gibi gunlerce suren temizlik yapildigini hatirliyorum. O temizlik tarihe gecmistir bence. Bir kadin, iki cocuk, bir kopek ve dort bes kedi, o evin altini ustune getirdik. O sene kaloriferi yaktik. En azindan senenin basinda. Bir sure sonra kaloriferin bir tur MAZOT CANAVARI oldugunu anladik. Mazot denen seyi likir likir icen bu canavar 2 ay suren kis mevsimini mali olarak icinden cikilmaz bir duruma getiriyordu.
Bu kalorifer bizim universiteye hazirlik donemlerimizi biraz olsun rahat gecirmemizi sagladi. Cok sukur usumedik. Ben evden ayrilinca isinma konusunda da baska bir donem baslamis. Okuldan tatile geldigimde gordum ki kardesim ve dort tane rezistansli silindirin turuncu halde ortami isittigi elektrikli soba ayrilmaz bir ikili haline gelmisler. Aksamlari televizyon izlerken, sabahlari yatagin yaninda, kahvaltida, meyve yerken, her an o koca sey bir assagi bir yukari merdivenleri cikiyor iniyordu. Bu elektrikli seyin onunde saclar kurutuluyor, coraplar isitiliyor, banyoya girmeden once giyilecek seyler vucut sicakligina getiriliyordu. Ona en gizli sirlarimizi anlatiyor, dertlesiyorduk. Onu kardesimle birbirimizden kiskaniyorduk, beni daha cok seviyor seni daha cok seviyor diye kavga ediyorduk. (Abartmisim.)
Sonra klimalar geldi. Once salona geldi. Klima digerlerine oranla daha guzel isitiyordu. Elektrik sarfiyati da asiri fazla degil. Biz hala klima devrini yasiyoruz. Eskisi gibi evin bir odasinda yasiyoruz. Ben muzik yapmaya kendi odama gittigimde bir sure sonra burnum ve ayaklarim usuyor. Televizyonun oldugu odaya gelerek isiniyorum.
Beni asil uzen sey disarisi. Disarda hava cok guzel. Sicacik. 18 derece kisin ortasinda. Sokaga cikinca insan usumuyor. Ama er gec eve gelmek zorundayiz. Ve ev cok soguk. Ben -35 derecede ise gitmis birisiyim ve bu ev cok soguk. Bazen batiyor bana... Elimde yelegimle eve ulasmak, iceri girerken yelegi giymek... O yataklara ilk giris... Bazen Ankara'ya gidip isinmak istiyoruz. Orada evler sicak, kalorifer hep yaniyor.
Gelecege umitle bakiyoruz. Dogal gaz diye birsey varmis, bir takim borular sehre giris yapmislar bile. Mazot kadar pahalli degilmis henuz. Bir iki seneye bize ulasabilir. O zaman bu seyle kaloriferleri yakmaya baslayabiliriz yeniden. Tabi bunlari dusundugum su gunlerde haberlerde iranin dogal gazi kestigini ve rusyanin da azaltabilecegi gibi seyler izledim. Ve birkez daha bu evin asla isinmayacagina olan inancim guclendi. Ama hala gelecege umitle bakiyorum. Niyeyse...
Sunday, January 06, 2008
memleket
memleketin domatesi, patlicani, kabagi, hicbir yerde bulunmuyor. Portakali mis kokulu, dopdolu, peyniri bereketli, lezzetli. Havasi sicak (gerci sadece Antalya sicak bu gunlerde), gunes insanin icine isliyor, onu isitiyor. kemiklerin ozledigi radyasyon, bunyenin ozledigi memnuniyet nufuz ediyor deri altina. sokaklarda basibos kedi ve kopekler var. insanlara saldirmiyorlar, komsularin verdikleri yemeklerden yiyorlar.
Afyon Antalya arasinda hala uzaktan polis gibi gorunen korkuluklardan var. kar yagdigi zaman konutkent'te yollar kapaniyor, heryer bembeyaz oluyor. arabamizin cam yikama sulari donuyor ve hic cozulmuyor (eskisi gibi). 1 liraya antifrizli sular gelmis, ama cin yapimi falan heralde, ise yaramiyorlar.
Ceza bunu yapmis. PKK ve Kurtler yuzunden milliyetcilik akimi guclenmis.
Annem bana kral gibi davraniyor, hic is yapmiyorum, israr ediyorum izin vermiyor. Sevdigim bu duruma alismamam gerektigini soyluyor. Elektro-smoke diye dunyanin en sacma sapan seyi cikmis, plastikten pilli bir sigara, ucunda ampul var, icinde duman olan tupler var, icine cekince isik yaniyor, birazcik da duman cikariyor. sozde sigarayi biraktiriyormus, ama gayet dogal olarak saglik bakanligi yasaklamis cunku icindeki nikotin tupleri sigaradan daha cok bagimlilik yapiyormus. Turk milleti olarak cep telefonlarinda gosterdigimiz heyecan bizim kucuk elektronik seylere zaafimiz oldugunu kanitliyor. elektro-sigara bizim zayif noktamiz.
Annem dizilerin yarim saat suren reklamlari boyunca uyuyup dizi baslayinca bir anda uyanabiliyor. Bunu bir gece icinde 5 kez yapabiliyor. Assagi yukari tum dizileri biliyor.
Aramiza yeniler katilmis, bazilarimiz gocmus, aile genisledigi olcude daralmis, cocuklar buyumus, yaslilar hic buyumemis... Kimisi dugun dernek derdinde, kimisi okul dersane, is, guc, hayaller... Turkce dublaj filmleri anlasilmaz kiliyor, Turkcesinden orjinalini tahmin etmeye calisiyorum.
Issizim. Hep bu gunu hayal etmistim durmadan calistigim bir bucuk yil boyunca. Ama tabi kontrollu bir issizlikti benim hayal ettigim. Bu yasadigim biraz daha tirstirici. En kisa zamanda birseyler bulmaliyim. sonra hayal ettigim turden bir issizlik yasayabilirim. zaman degersizlesti. yillardir her dakikami, her saniyemi saymis, degerlendirmisim. zaman paraydi, zaman herseydi. simdi ise zaman bir anda gorunen degerini kaybetti. icten ice biliyorum ki cok daha degerli su anda. ama sabah kalkinca gitmem gereken bir yer ya da yapmam gereken birsey yok. (aslinda simdi sevdigim kiz gibi doktora ogrencilerini biraz daha iyi anliyorum belki de :) bu durumun kendi guzellikleri var. kontrol altina alabilirsem tadini daha cok cikarabilicem. ama hayat kisa. mmmmmm. zevk almak gerek...
Afyon Antalya arasinda hala uzaktan polis gibi gorunen korkuluklardan var. kar yagdigi zaman konutkent'te yollar kapaniyor, heryer bembeyaz oluyor. arabamizin cam yikama sulari donuyor ve hic cozulmuyor (eskisi gibi). 1 liraya antifrizli sular gelmis, ama cin yapimi falan heralde, ise yaramiyorlar.
Ceza bunu yapmis. PKK ve Kurtler yuzunden milliyetcilik akimi guclenmis.
Annem bana kral gibi davraniyor, hic is yapmiyorum, israr ediyorum izin vermiyor. Sevdigim bu duruma alismamam gerektigini soyluyor. Elektro-smoke diye dunyanin en sacma sapan seyi cikmis, plastikten pilli bir sigara, ucunda ampul var, icinde duman olan tupler var, icine cekince isik yaniyor, birazcik da duman cikariyor. sozde sigarayi biraktiriyormus, ama gayet dogal olarak saglik bakanligi yasaklamis cunku icindeki nikotin tupleri sigaradan daha cok bagimlilik yapiyormus. Turk milleti olarak cep telefonlarinda gosterdigimiz heyecan bizim kucuk elektronik seylere zaafimiz oldugunu kanitliyor. elektro-sigara bizim zayif noktamiz.
Annem dizilerin yarim saat suren reklamlari boyunca uyuyup dizi baslayinca bir anda uyanabiliyor. Bunu bir gece icinde 5 kez yapabiliyor. Assagi yukari tum dizileri biliyor.
Aramiza yeniler katilmis, bazilarimiz gocmus, aile genisledigi olcude daralmis, cocuklar buyumus, yaslilar hic buyumemis... Kimisi dugun dernek derdinde, kimisi okul dersane, is, guc, hayaller... Turkce dublaj filmleri anlasilmaz kiliyor, Turkcesinden orjinalini tahmin etmeye calisiyorum.
Issizim. Hep bu gunu hayal etmistim durmadan calistigim bir bucuk yil boyunca. Ama tabi kontrollu bir issizlikti benim hayal ettigim. Bu yasadigim biraz daha tirstirici. En kisa zamanda birseyler bulmaliyim. sonra hayal ettigim turden bir issizlik yasayabilirim. zaman degersizlesti. yillardir her dakikami, her saniyemi saymis, degerlendirmisim. zaman paraydi, zaman herseydi. simdi ise zaman bir anda gorunen degerini kaybetti. icten ice biliyorum ki cok daha degerli su anda. ama sabah kalkinca gitmem gereken bir yer ya da yapmam gereken birsey yok. (aslinda simdi sevdigim kiz gibi doktora ogrencilerini biraz daha iyi anliyorum belki de :) bu durumun kendi guzellikleri var. kontrol altina alabilirsem tadini daha cok cikarabilicem. ama hayat kisa. mmmmmm. zevk almak gerek...
Tuesday, December 25, 2007
ozdener nebioglu
Antalya basari dershanesinin unlu fizik ogretmenidir kendisi. Yari teatral yari manyak bir tarzi vardi. Hafif tedirginlik ama belirgin bir keyifle izlenir dersleri. Sorunu hicbir zaman ogrencilerle degildir genelde, sorunu zekayladir. Zekayi gorur, sever, kendisi de cok zeki bir adamdir, cakmak cakmak parlar gozleri. Hafif hiperaktif oldugundan da olabilir bu gerci.
Herneyse OSS'nin acimasizligini anlattigi ilk ders performansini izleme sansim oldu yillar once. Orada en cok sevdigi arkadasi Durmus ile yillarca ayni okullara gitmesi, ayni dersleri almasi, ayni seyleri yapmasindan ve sonra sinav zamani geldiginde cok istedigi ziraat muhendisligini Durmus'un kazanmasini ve tam onun altina "caaart" diye bir cizgi cektiklerini, kendisinin ziraat muhendisligine giremedigini anlatti. Bu cizginin ne kadar acimasiz oldugunu soyledi. Hayatinin bu cizgiden ve bu cizgiye dogru sekillendigi cok belliydi. Cizginin obur tarafinda kalmisti.
Bizi universiteye hazirlik sirasinda soktuklari yaris ati konumunu hep yadirgadim ama ona itiraz etmedim hicbir zaman. Calistim cabaladim. Cizginin ust tarafinda olmak icin herseyi yaptim. Ozellikle cocukken. O zamanlar. Buyudukce cizginin hafif silinmesi gerektigini dusunurdum. Ya da artik cizgiler olmayacagini.
Bir hafta once bu cizgiyi tum benligimle hissettim birkez daha. "Caart" diye sevdigim arkadaslarimla, sevdigim isle ve sevgilimle arama bir cizgi cekildi. Binbir sebebi var. Ama hicbiri onemli degil, onemli olan hala yaris atlari gibi oldugumuz. Universite sinavindan bu yana 9 yil gecti. Ama ben hala bir yaris atiyim. Yine cizgilerle doluydu hayat. Sinirlar, sinavlar, izinler, imzalar... Cizginin obur tarafinda olmak icin yapilmasi gerekenler var. Artik sadece calismak degil bu seyler. Bazen dogru yerde dogru zamanda olmak, dogru seyleri soylemek, birsuru garip garip seye de bagli. Bunu hep biliyordum. Rekabet cok ilginc birsey. Bazen en iyi arkadaslarin senin yuzunden, bazen de sen en sevdigin arkadaslarin yuzunden cizginin obur tarafinda kaliyorsun. Neden diye sormak bile istemiyorum. Cunku hala yaris ati gibi yasiyoruz. Cizginin obur tarafina gecmeye calisiyoruz hala. Baska biseyler olmali. Ama ne?
Herneyse OSS'nin acimasizligini anlattigi ilk ders performansini izleme sansim oldu yillar once. Orada en cok sevdigi arkadasi Durmus ile yillarca ayni okullara gitmesi, ayni dersleri almasi, ayni seyleri yapmasindan ve sonra sinav zamani geldiginde cok istedigi ziraat muhendisligini Durmus'un kazanmasini ve tam onun altina "caaart" diye bir cizgi cektiklerini, kendisinin ziraat muhendisligine giremedigini anlatti. Bu cizginin ne kadar acimasiz oldugunu soyledi. Hayatinin bu cizgiden ve bu cizgiye dogru sekillendigi cok belliydi. Cizginin obur tarafinda kalmisti.
Bizi universiteye hazirlik sirasinda soktuklari yaris ati konumunu hep yadirgadim ama ona itiraz etmedim hicbir zaman. Calistim cabaladim. Cizginin ust tarafinda olmak icin herseyi yaptim. Ozellikle cocukken. O zamanlar. Buyudukce cizginin hafif silinmesi gerektigini dusunurdum. Ya da artik cizgiler olmayacagini.
Bir hafta once bu cizgiyi tum benligimle hissettim birkez daha. "Caart" diye sevdigim arkadaslarimla, sevdigim isle ve sevgilimle arama bir cizgi cekildi. Binbir sebebi var. Ama hicbiri onemli degil, onemli olan hala yaris atlari gibi oldugumuz. Universite sinavindan bu yana 9 yil gecti. Ama ben hala bir yaris atiyim. Yine cizgilerle doluydu hayat. Sinirlar, sinavlar, izinler, imzalar... Cizginin obur tarafinda olmak icin yapilmasi gerekenler var. Artik sadece calismak degil bu seyler. Bazen dogru yerde dogru zamanda olmak, dogru seyleri soylemek, birsuru garip garip seye de bagli. Bunu hep biliyordum. Rekabet cok ilginc birsey. Bazen en iyi arkadaslarin senin yuzunden, bazen de sen en sevdigin arkadaslarin yuzunden cizginin obur tarafinda kaliyorsun. Neden diye sormak bile istemiyorum. Cunku hala yaris ati gibi yasiyoruz. Cizginin obur tarafina gecmeye calisiyoruz hala. Baska biseyler olmali. Ama ne?
Monday, December 17, 2007
ya bi dur ya
15 ay sonunda az da olsa zaman yaratabildim. internet ve bilgisayar ve zamani kesistirebildigim bir noktada yazi yazabilirim, resim koyabilirim heyayahaaa...........
Wednesday, November 28, 2007
Kiwi
Projenin sonuna dogru takimin yarisini kovdular. Icinde benim de bulundugum diger yarisini da bir odaya toplayip "aranizdan en iyi 4 kisiyi secip super projelerimize kaydiricaz" dediler. Herkesi tek tek cagirip degerlendirme yapacaklarini soylediler. Herkese bir tarih verildi.
Degerlendirilme zamani once olanlarin o projelere ilk cagirilicaklar olduklarini hemencecik anlayiverdim. Bu durumda benden once cagrilan Garbi'yi sabote etmeye karar verdim. Kendisi uzun suredir bu endustride calismakta olan bir Fransizdir. Garbiye 10 kiwi yedirtmek en iyi cozumdu. Boylece Garbi gorusme sirasinda circir olacak, patronlarin onunde gaz cikarmak ve tuvalete kacmak suretiyle is teklifini kaciracakti. Sinsi planimi gerceklestirmek icin Marks&Spencer a gittim. Ama maalesef bozuk param sadece 4 kiwiye yetti. Ise gelip kiwileri soydum.
Garbi cok sevindi. Beraber yemeye basladik. Kiwiyi de cok seviyormus. Daha birinciyi bitirmisti ki ben de bir taneyi mideye indirdigimi farkettim. Daha cok yemesi icin israr etsem de Garbi circir olucak kadar yemedi. Naapcaz bilmiyorum...
Degerlendirilme zamani once olanlarin o projelere ilk cagirilicaklar olduklarini hemencecik anlayiverdim. Bu durumda benden once cagrilan Garbi'yi sabote etmeye karar verdim. Kendisi uzun suredir bu endustride calismakta olan bir Fransizdir. Garbiye 10 kiwi yedirtmek en iyi cozumdu. Boylece Garbi gorusme sirasinda circir olacak, patronlarin onunde gaz cikarmak ve tuvalete kacmak suretiyle is teklifini kaciracakti. Sinsi planimi gerceklestirmek icin Marks&Spencer a gittim. Ama maalesef bozuk param sadece 4 kiwiye yetti. Ise gelip kiwileri soydum.
Garbi cok sevindi. Beraber yemeye basladik. Kiwiyi de cok seviyormus. Daha birinciyi bitirmisti ki ben de bir taneyi mideye indirdigimi farkettim. Daha cok yemesi icin israr etsem de Garbi circir olucak kadar yemedi. Naapcaz bilmiyorum...
Monday, November 26, 2007
Why do we have that fuckin cage?
Bugun ev ararken gittigimiz yerlerden biri aklima geldi.
Bu ev aslinda en belali yerlerden biri olan Hackney'in basinda, Liverpool streetten o tarafa yururken. Ev aslinda bir tur atolyeden turetilme. Camlar boyanmis, iki uc kapi eklenmis ve eve donusturulmus. Kiralar tabii ki cok ucuz diger yerlere oranla. Yanliz apartmanin ana kapisi yok. Onun yerine koridorun basinda ve sonunda celik bir kafes var. Kapiyi calinca gayet sicak kanli israilli bi eleman kafesi acti. iceri girdik. odaya ve cevresine baktik. adamla konustuk. aslinda guzel gorunuyordu, ama oda sevdigim kizin calismasina elverisli degildi - cok kucuktu.
herneyse, elemanla konusurken "lock stock and two smoking barrels" gozlerimin onunden gecip duruyordu. aslinda tarihi soruyu sormak icin sabirsizlaniyordum. adamla konusup biraz kaynastiktan sonra :
- why do we have the (fuckin) cage ?
- ... Uh... Security?...
Sonra filmi biraz acikladim.
Israilli adam bu atolyelerin guvenlik gorevlisi oldugunu soyledi. Bu, evin ortasinda salonun yarisini kaplayan boks torbasini acikliyordu fekat kendisi hafif guduk olan bu adamin hirsizlari nasil durdurdugunu bilemiyorum. Herneyse orayi tutmadik zaten.
Bu ev aslinda en belali yerlerden biri olan Hackney'in basinda, Liverpool streetten o tarafa yururken. Ev aslinda bir tur atolyeden turetilme. Camlar boyanmis, iki uc kapi eklenmis ve eve donusturulmus. Kiralar tabii ki cok ucuz diger yerlere oranla. Yanliz apartmanin ana kapisi yok. Onun yerine koridorun basinda ve sonunda celik bir kafes var. Kapiyi calinca gayet sicak kanli israilli bi eleman kafesi acti. iceri girdik. odaya ve cevresine baktik. adamla konustuk. aslinda guzel gorunuyordu, ama oda sevdigim kizin calismasina elverisli degildi - cok kucuktu.
herneyse, elemanla konusurken "lock stock and two smoking barrels" gozlerimin onunden gecip duruyordu. aslinda tarihi soruyu sormak icin sabirsizlaniyordum. adamla konusup biraz kaynastiktan sonra :
- why do we have the (fuckin) cage ?
- ... Uh... Security?...
Sonra filmi biraz acikladim.
Israilli adam bu atolyelerin guvenlik gorevlisi oldugunu soyledi. Bu, evin ortasinda salonun yarisini kaplayan boks torbasini acikliyordu fekat kendisi hafif guduk olan bu adamin hirsizlari nasil durdurdugunu bilemiyorum. Herneyse orayi tutmadik zaten.
Wednesday, November 21, 2007
Italyanlar
Koskocaman bir evde 4 italyan ve bir de fransizla kaliyoruz. bu insanlarin hepsi restoran sektorunde calisiyor bir sekilde. biri su$ef, oburu garson, bir digeri manager gibi bisey. bir de bir cift var bizim gibi. pek bizim gibi degiller gerci. bunlar liseyi bitirmis italyada, sen kalk londraya gel. daha 19 yasindalar. ikisi de cok guzeller ve sevimliler. oglan artiz olmak istiyomus. jeff buckley'i cok seviyormus. sarkici olcakmis, assolist olcakmis. kizin daha akli basinda. o okumak istiyormus, moda falan. ikisi de restoranlarda garson olarak calisiyor. Oglanin ailesinin plaji varmis italyada. ingilizce ogrenip unlu olunca geri donebilirmis.
bizim odamiza gelip sevdigi sarkilari bir bir dinletti oglan. en cok grace'i seviyormus jeff buckleyden. ben ise gecenin ikisinde kafamin derinliklerinden Mr. Jones u dinlemeye basladim. chopin'den jimi hendrix e kadar unlu olmus insanlarin neredeyse hepsi assolist olucaz biz diye evlerini terketmisler zamaninda. cok kucuk bir kismi hayallerini gerceklestirebilse de aslinda buyuk bir kismi yolda eleniyor ya da kendiliginden vazgeciyor olmali.
Yasadigimiz yerde bir tur gecicilik havasi hakim bu yuzden. Aslinda kimsenin gercek meslegi bu degil, asil ulasacaklari yer cooook cok ilerde, birsure burada dayanmalari lazim, cok yakinda zengin/unlu olacaklar. Kimi kendi restoranini acicak, kimi assolist olucak... Arap mahallesinde yasadiklari bu evi, tabaklari tasidiklari restorani, pazardaki balikciyi ve bugunleri bir gun tatli-buruk bir ani olarak hatilayacaklar. Belki bizi de. Biri tez yazan digeri hergun ise giden cifti de oyle anilarinin bir kenarina sikistiracaklar.
Ben ise kendimi yasli hissediyorum. Biliyorum ki bir cogu yolun yarisinda pes edip koylerine geri donucekler. Bir kismi hayalleri modifiye edip basit hayatlar yasayacak. Yine de en guzel zamanlarin bu zamanlar oldugunu dusunecekler ilerde. Belki birgun hayal etmekten vazgecicekler. Maalesef o zaman olmus olucaklar. Ya da ne kadar sacma sapan olursa olsun hayal etmeye devam edecekler bizim gibi.
bizim odamiza gelip sevdigi sarkilari bir bir dinletti oglan. en cok grace'i seviyormus jeff buckleyden. ben ise gecenin ikisinde kafamin derinliklerinden Mr. Jones u dinlemeye basladim. chopin'den jimi hendrix e kadar unlu olmus insanlarin neredeyse hepsi assolist olucaz biz diye evlerini terketmisler zamaninda. cok kucuk bir kismi hayallerini gerceklestirebilse de aslinda buyuk bir kismi yolda eleniyor ya da kendiliginden vazgeciyor olmali.
Yasadigimiz yerde bir tur gecicilik havasi hakim bu yuzden. Aslinda kimsenin gercek meslegi bu degil, asil ulasacaklari yer cooook cok ilerde, birsure burada dayanmalari lazim, cok yakinda zengin/unlu olacaklar. Kimi kendi restoranini acicak, kimi assolist olucak... Arap mahallesinde yasadiklari bu evi, tabaklari tasidiklari restorani, pazardaki balikciyi ve bugunleri bir gun tatli-buruk bir ani olarak hatilayacaklar. Belki bizi de. Biri tez yazan digeri hergun ise giden cifti de oyle anilarinin bir kenarina sikistiracaklar.
Ben ise kendimi yasli hissediyorum. Biliyorum ki bir cogu yolun yarisinda pes edip koylerine geri donucekler. Bir kismi hayalleri modifiye edip basit hayatlar yasayacak. Yine de en guzel zamanlarin bu zamanlar oldugunu dusunecekler ilerde. Belki birgun hayal etmekten vazgecicekler. Maalesef o zaman olmus olucaklar. Ya da ne kadar sacma sapan olursa olsun hayal etmeye devam edecekler bizim gibi.
Friday, November 16, 2007
Gelecek endisesi
Bir gece Lithaenle yolda yuruyorduk. Ikimiz de hayatin cok garip bir donemindeydik. Ben yururken durup demistim ki "Abi, biseyler ters... bi terslik var...". O da bana donup "biliyorum" demisti. Onda da uzun sure once basladigini ve artik o terslik hissiyle yasamaya alistigini soylemisti.
Biliyorum herkes ayni seyleri assagi yukari yasiyor. Hepimiz basimiza gelen seyleri yasiyoruz ne kadar endiselensek de. Yine de kardesim, su universite bittiginden beri nedir bu cektigimiz. Askerlik bir yandan, isler bir yandan, okullar bir yandan... Insanin hayati kacmaktan ibaret hale geliyor. Kacabiliyoruz ama saklanamiyoruz. Ulastigimiz yerlerde az zamanimiz oluyor. O zaman icinde dunyayi ele gecirmeye calisiyorum. Ama zaman cok az. Yine kacmam gerekiyor. Bu sefer baska seyler var kovalayan. Dunyayi ele gecirmek gercekten cok zor. Gittigim her yerde kucuk kalemi kurmak bile en az 2 ay suruyor. Bilgisayariydi, internetiydi, amfisiydi... hepsini toplayana kadar zaten yeniden kacma zamani gelmis oluyor. Bir ara durup daha kapsamli bir plan yapmaliyim. Boyle zor olacak.
Biliyorum herkes ayni seyleri assagi yukari yasiyor. Hepimiz basimiza gelen seyleri yasiyoruz ne kadar endiselensek de. Yine de kardesim, su universite bittiginden beri nedir bu cektigimiz. Askerlik bir yandan, isler bir yandan, okullar bir yandan... Insanin hayati kacmaktan ibaret hale geliyor. Kacabiliyoruz ama saklanamiyoruz. Ulastigimiz yerlerde az zamanimiz oluyor. O zaman icinde dunyayi ele gecirmeye calisiyorum. Ama zaman cok az. Yine kacmam gerekiyor. Bu sefer baska seyler var kovalayan. Dunyayi ele gecirmek gercekten cok zor. Gittigim her yerde kucuk kalemi kurmak bile en az 2 ay suruyor. Bilgisayariydi, internetiydi, amfisiydi... hepsini toplayana kadar zaten yeniden kacma zamani gelmis oluyor. Bir ara durup daha kapsamli bir plan yapmaliyim. Boyle zor olacak.
Wednesday, November 07, 2007
Dizaynin osurdugu yer
Yahu new's dan :
BOSTON - The Massachusetts Institute of Technology is suing renowned architect Frank Gehry, alleging serious design flaws in the Stata Center, a building celebrated for its unconventional walls and radical angles.
The school asserts that the center, completed in spring 2004, has persistent leaks, drainage problems and mold growing on its brick exterior. It says accumulations of snow and ice have fallen dangerously from window boxes and other areas of its roofs, blocking emergency exits and causing damage.
Ben tasarimin gereksiz oldugunu basindan beri soyluyodum.
Philippe Starck'in hapse girdigi gunleri de goruruz insallah...
Subscribe to:
Posts (Atom)