Saturday, November 25, 2006

Southpark Season 9 Episode 12

Katiliyorum.

Sayntolojiyle ilgili yaptiklari bolum. Koptum. Tom Cruise bunu yayinlarsaniz MI3 te oynamam demisti. Simdi izledim.

Katiliyorum.

Birkez daha Trey Parker ve Matt Stone ikilisiyle kalplerimiz ayni anda atiyormus. Assagi yukari hayattaki her seyde ayni dusunuyoruz. Izledigim her bolumde biraz daha emin oluyorum. Hayat, mutluluk, uzuntu, populer kultur, Rambo ve son olarak sayntoloji...

Katiliyorum...

(indirmesi biraz mesakkatli ama buradan deneyebilirsiniz http://www.southparkx.net/episodes/912-trapped-in-the-closet )

Tuesday, November 21, 2006

Yeni is

Yeni isim cok ilginc. Cocuklar icin bir TV dizisi yapiyoruz. Cizgi dizi. Yavastan karakterlere ve Houdini ye alismaya basladim. Birkac walkcycle falan yaptim. Hersey iyi gidiyor yalniz...

Bu cizgi film yaptigimiz cocuklar 4 - 6 yas arasi cocuklar. Ve sanirim hepsi kiz. Ve ayrica sanirim pek normal degiller. Ben biraz geri zekali olduklarini dusunuyorum. Yani o yaslarda zaten bence insanin cok zeki olmasini bekleyemeyiz. 4 yasindayken denizatlarinin nasil urediklerini bilmiyordum ben mesela... (bi dakka ben hala bilmiyorum bunu). Herneyse 4 yasindaki bu cocuklarin bence zekalarinin gelismesine katkida bulunmamiz lazimdi bu cizgi filimle. Fakat fikrimce onlari daha derin ve icinden cikilmaz bir ucuruma dogru itecegiz. Yani su ana kadar gordugum karakterlerden ve bana anlatilanlardan cikardiklarim bunlar. Ama belli olmaz. Belki de cok akillica ve politik konulara da deginirler. Boylece kucuk insanlarin gelisiminde belki de bir katkimiz olur. Yani belki de onlara birseyler asilamak icin onlarin dilinden konusmak gerekiyordur. O yuzden bu kadar sevimli karakterler falan yapmislardir. Bir kere guvenlerini kazaninca onlara insan haklari, demokrasi ve orgu ormek gibi konularda bir takim bilgiler vericeklerdir.

Hadi bakalim. Bindik bir alamete, gidiyoruz heyecanla...

Friday, November 17, 2006

Home Bitter Sweet Home

Lise 1 den beri boyle bir tatil yapmamisim. Bu kadar uzun ve kaygusuz. Neredeyse 2 ay dunya yuzeyinden silindim. Denizler astim. Aileme gittim bir sure. Uzun bir sure de sevdigim kizin yaninda yasadim. Gulumsuyorum ben simdi. Icim umutla doldu.

Sanki cok tatil beni bayar gibi gelirdi hep. Cok caliskan birisiyimdir normalde (masallah). Yanliz su iki ay kopuk gecti. Sanirim bir onceki isimde cok calistirdiklari icin oldu. Ne kaygilandim (sinirlari gecme hadiseleri disinda) ne de sucluluk hissettim. Mouse denen seye maillerim disinda dokunmadim. Bazen kucuk notlar aldim ve birseyler cizdim. Onun disinda hicbirsey yapmadim. Sadece yasamaya devam ettim. Tatil hic baymadi. Tatil bir ruya gibiydi. Tatil benimle, ben tatille birbirimizi bulduk. Birbirimizi unutmustuk. Hatirladim, iyi oldu.

Blog yazmadim. Cunku yazmama gerek yoktu. Bisey yapmamiza da gerek yoktu. Ama her an dopdoluydu. Cok yere gittik, fildir fildir donduk orada burada... Bu kadar guzel biseyi hakettim mi acaba? Ingiliz dunyasina, iskoc dunyasina, antalya ve ankara piyasalarina girme firsatim oldu. Raki ictik, saraap ictik. Eeeyleeendik. Hangi birini yazayim. Yazamam hepsini. Yavuklumu gordum. Anami babami gordum. Gurbete geri geldim. Gelir gelmez de calismaya basliyorum. Bunye geri gitmek istiyor dogal olarak. Benim ev obur taraf.

Allah hepimize akil, fikir, iyilik ve saglik versin.

Thursday, September 21, 2006

00:18/00:11

Internet kafedeki bilgisayarin kosesinde boyle yaziyor. Yani 18 dakka harcamisim geriye 11 dakka kalmis. Maillerime baktim. Kritik bir mail gonderdim.

Is konulariyla ilgili yapmaya calistigim politikalar kicimda patladi. Bu islerin adami olmadigim bir kez daha ortaya cikti. Yine de bir sekilde ayakta kalmayi basardim. Bu kadar rekabet dolu bir endustride savasci, hircin ve celik gibi sinirlere sahip olmak lazim. Basarabileceginin bir kismini gorusmeler, blofler, ve bir takim ruhsal denklemler icerisinde carcur etmen gerekiyor. Ya da benimki oyle oluyor en azindan. Yine de herkesi memnun tutmak icin her turlu cabayi gosteriyorum.

00:22/00:07

Yasadiklarimizin ne kadarini hakediyoruz, ya da haketmiyoruz... Bence haketmedigimiz seyleri yasayamiyoruz. Bir sekilde bir tur evrensel adalet bizi durduruyor. Ya da basarsak bile onlardan almamiz gereken duygusal degisikligi alamiyoruz. Birseyler bizi engelliyor, kisitliyor. Ne kadar ugrasirsak ugrasalim yasayabilmemiz gerektigi ve hakettigimiz kadarini yasayabiliyoruz. O yuzden bir yerde durup birakmak gerekiyor. Eeeh artik bu kadar oluyor diyebilmek gerekiyor. Yelkenleri suya indirmek, gemiyi terkedip suya atlamak, "amaaaan neyse ne" diyerekten bosluga dogru yuzebilmek gerekiyor.

Hersey yolunda. Zaten boyle olmasi gerekiyordu.

00:27/00:02

artik riske atmiyip postaliyorum bu seyi.

Thursday, September 14, 2006

Stress Overdose

Alistim artik sanki. Tek sorun geceleri uyuyamiyorum. Eskiden sabahlari zor kalkardim. Simdi kedilerden once kalkiyorum. Kapimi tirmalamarina gerek kalmadan yemeklerini veriyorum.

Aslinda neden bu kadar stres oldugunu anlamiyorum. Hersey yolunda. Sanirim hep daha fazlasini istiyor insanoglu. Ondan.

Geceleri sabaha dogru uyaniyorum. O gun hangi adamlara hangi cumleleri soylemem gerektigini hesaplamaya calisiyorum. Nerelere hangi kagitlari gondermem gerektigini, kimlere telefon acip neleri sormam gerektigini, neleri nasil isteyecegimi planlamaya calisiyorum.

Is hayatinda daha az politika olmasini isterdim. Bazen hersey o kadar birbirine bagli oluyor ki. Birisine birsey soyluyorsun, digeri baska birsey yapiyor ve tum hayatin degisebiliyor. Bazi cumlelerin soylenmemesi gerekiyor. Bazi anahtar kelimelerin bilhassa soylenmesi gerekiyor. Bazi durumlarda somurtmak gerekiyor. Bazen ise gulumsemek.

Ne yazik ki ben boyle seylerin adami degilim. Hayatimin cok basit olmasini istiyorum ben. Hersey giderek karmasiklasiyor, ve sonra bir zirve yapiyor ve bir sureligine basitlesiyor. O zaman durup dusunuyor insan. Ne yazik ki bugunler oyle degil cok. Sabah 6:30 da blog yaziyorum. Ama hayat guzel...

Friday, September 01, 2006

Andy Warhol vs. Cronenberg

Cronenberg bir Andy Warhol sergisi duzenledi. Bizzat kendisi de sergi boyunca Warhol'un islerini anlatiyor. Telefon gibi birsey araciligla. Kulagimiza tutuyoruz. Dinlemek istedigimiz resmin numarasina basiyoruz. Cronenberg anlatiyor. Eglenceli. Ama disaridan bakinca cok komik gorunuyor. Bir ara telefon gibi seyi birakip uzaktan insanlara baktim. Bir Andy Warhol tablosu gibi gorunuyorlardi. Birsuru garip garip insan ellerinde birsey tutarak ya da o seyi dinlemeye calisarak bir resime bakiyor. Hersey seri uretilmis. Insanlar birbirinden cok farkli ama seri uretilmis bir ortak deneyim yasiyorlar. Sonra ben de telefonumu dinlemeye devam ettim.

Andy Warhol zamaninin oncu, gay, cilgin, bunalim sanatcisi. Baski teknigiyle yaptigi bir takim resimler var. Bir sekilde ipek baskiyi kesfetmis. Gazetelerden, dergilerden buldugu resimleri ipek baskiyla, tasarim kurallari icerisinde ust uste yan yana falan basarak yeni bir tarz uretmis. Tasarim tarihinde gormustuk bunlari. O zaman resimlerini gordugum ve simdi sergideki tablolara bakarken de hissettigim sey suydu: "eeee...??"

Kendisinin gayet ezik oldugu cok acik. Hep bir holivud yildizi olmak istemis hayati boyunca. Unlu olmaya karsi ozel bir saplantisi var. O yuzden unlulerin resimlerini ust uste basmis bir cok tablosunda. Ama sanirim biraz tipsiz. O yuzden kendi holivudunu yaratmaya karar vermis ve de "Fabrika" yi acmis. Kendi capinda fabrika baya bir etkili olmus. Zira fabrikanin yildizi olmak icin Elvis kadar yakisikli olmaya gerek yokmus. Sonunda bir gun bir kamera almayi almayi basarmis ve filmler cekmeye baslamis. (Bence cok iyi bir fikir degilmis). Sonra da unlu bir yonetmen olmus. (Aslinda bu benim simdiye kadar neden unlu bir fotograf sanatcisi ya da unlu bir yonetmen olmadigimi acikliyor. Cunku kameram yok. ) Filmleri cok "deneysel".

Orada izledigim filmleri "couch" (Bir koltuk var. Warhol kamerayi acip koltukta olanlari cekiyormus. Koltukta da soyle seyler oluyor; mesela adamlar ve kadinlar muz yiyiyor yavas yavas, sonra adamlar sigara sardilar, sonra adamlar soyundu ve gurestiler(?!)... bunun gibi sacma sapan seyler.) "blowjob" (Sadece adamin yuzunu gosteriyor.) "kiss" (biraz gereksiz olmus) Screentest #1 (bu daha da gereksizdi, fotograf ceker gibi yarim saat bi adami dururken cekiyor), Empire State (Ayni sekilde binayi cekmis.). Bikac tane daha sacma sapan film vardi. Ama hatirlamiyorum simdi. Zaten sonuna kadar izlemiyor kimse filmleri. Bir tabloymus gibi bakip geciyoruz.

Cronenberg idare eder bi adamdi. Existenz de mesela bazen hersey gayet iyi akmasina ragmen filmin oldugu anlar vardi. History of Violence da bu cok daha belirgindi. Bazen hersey cok guzel akiyor. Sonra bir anda birkac sahne arka arkaya geliyor. Ben bunaliyorum. Sonra tekrar yakaliyor akisi film. Bence Cronenberg maalesef Kubrick'ten biraz etkilenmis. Tum sorunu bu. Neyse ben kimim ki?...

Saturday, August 26, 2006

Amca! Yanlis caliyon!

Cin mahallesinin kosesinde bi adam var. Bu adam cok yasli ve bizim kabak kemaneye benzer bir enstruman caliyo. Asyali, Cinli ya da Vietnamli artik bilmiyorum. Tam trafik isiklarinin orda duruyor hep. Beklerken denk geliyorum. Her seferinde ayni sarkiyi caliyor. Ve de ayni sarkinin ayni yerini. 20 sefer gectiysem ordan, hepsinde ayni ezgiyi duydum.

Yanliz bu ezginin bi sorunu var. Hersey guzel gidiyor bir yere kadar. Capon muzigi gibi bisiy. Piyanonun sadece siyah tuslarina basarak birsey caldiginda oyle ezgiler cikar. Notalar falan guzel ama zamanlar bir yerde acayip kopuyor. 2/4 luk gidiyor bir yere kadar. mesela 8 olcu falan. 9. da 3/4 luk oluyor. Ya caponlar halk muziklerinde bu tur ritmsel manyakliklar yapmislar ya da adam yanlis caliyor. Bence adam yanlis caliyor.

Yazik aslinda. Kimbilir neler yasamis buralara dusmustur. Belki de sevgilisi Amerikalilar tarafindan esir alinmis bir Vietnamli komutandir. Sonra Amerikalilar memleket sirlarini vermezse kizi olduruceklerini soylemislerdir. Adam da zavalli naapsin, kalbinin bir yarisi... Ama general de ona guveniyor. Savasin kazanilmasini saglayacak cok onemli mektubu buna vermis. Amerikalilar bunun haberini alinca kizi kacirmislar. (Baslarinda Rambo var). Zavalli adam sevdigini oyle gavur ellerde aci cekerken gorunce dayanamamis mektubu Amerikalilara satmis. Ama tam mektubu teslim ederken General baskin yapmis olabilir. Ya baskin sirasinda kiz vurulup olmusse... Adam da zor kurtulmussa... Adam sonra artik hicbiyere ait olmadigina karar vermis olabilir. Ne Vietnama, ne de bu dunyaya. Sonra yuzmeye baslamis. Ve buralara ulasmis. Yolda buldugu kabaklardan o aleti yapmis ve sonra kizla "bizim sarkimiz" dedikleri sarkiyi calmaya calisiyo olabilir.

Adama gidip "Amca yanlis caliyon" denmez bu saatten sonra.

Iyi bir gun

Isten hava kararmadan ayrilmayi basardim. Tavuk, marul, domates, limon aldim. Kizarmis tam tavuk. Eve geldigimde hala hava kararmamisti. Marullari dogradim, domatesleri de, limon siktim. Ev arkadasi da yeni uyanmisti. Tavugu ikiye bolduk. Salata dag gibi oldu. Mukemmel balkona ciktik. Obur ev arkadasi olmadigindan. Biralari actik. Hava kararana kadar yedik tavuklari. Superlerdi.

Sonra herseyi yikadim. Bu arada bira icmeye devam ettim. Buz gibi. Mmmm ozlemisim. Sonra kuveti doldurdum sicak suyla. Masaj merkezinin promosyon olarak dagittigi sabun gibi seyi icine serptim. Mumlarimi yaktim, mp3 calarim ve bilgisayarin hoparlorlerini tasidim. Biralar buzlukta oyle bi kivama gelmisti ki, uclari hafif buzlanmis. Mukemmel. Sonra erkan ogur dinleyerek, sicak sulara girerek, buz gibi birayi icmeye basladim. Biseyler dusunmeyi planlamistim. Ama hicbisey dusunemedim. Aklima hicbisey gelmedi. Kendimi zorlasam da. Sadece durabildim.

Cok sevdim o durumu. Hep biseyler dusundugumu anladim. Uyumadan once, tramvayda, iste, yemek yerken, bilgisayarla ugrasirken, heryerde... Her zaman... Kafam biseylerle dolu... Isler, gucler, hayaller, vizeler, sevdigim, insanlar, animasyon, ...

Dusunememe ragmen bira icebiliyordum hala. Insan gozlerini kapayinca baska birseye donusuyor tum atmosfer. Muzik, isik ve sicak... Acayip birseydi. Iki buzlu birayi tukettim orda.

Sonra toparlanip odama gittim, bi bira daha icip sizdim. Gecenin korunde birileri aradi. Gelmeyin sizdim dedim... Ehehe.

Monday, August 21, 2006

Kotu bir gun dostum

Sabah ise geldim. 4 gundur ustunde calistigim sahneye baktim. At adam, okuz adami dovuyor... At adami kosarken kitaptan bakarak yapabilirim. Ama dovusurken... Tam bir rezalet. Ayaklar bok gibi gorunuyordu. Patrona gosterdim ve ayaklari yapamadim ve de yapabilcek gibi de gorunmuyorum dedim. Bu arada acayip de dovusturmustum. Biri tos atiyo oburu tekme atiyor falan. Baya ugrasmistim. Guzel gibiydi. At adamin ayaklari haric. Herneyse patron bakti. Bosver bunu birak dedi. Baska bi taneye basla dedi. Kurt adam keci adami yesin dedi. Ama hayal kirikligina ugradi. Ben de ugradim hayal kirikligina. Niye yapamadim ki. Sonra arkadaslarim geldi ve onlar da hayal kirikligina ugradi. Yani tabii ki zor daha cok zaman harcaman lazim falan dediler. Ama at adam kardesim. Ayaklari at gibi gorunmuyo iste. Cok dandik gorunuyo. Carlosu cagirdim. O Disneyde 5 6 sene calismis super bi herif. Bakti. Cok fazla sey yapmissin dedi. Bu atin ayaklarini cozene kadar gotun cikar dedi. Daha basit biseyler yap, bu yaptiginin yarisi bile yeterdi dedi.

Ac gozluluk yaptigima karar verdim. Canavar gibi olabilecek en zor hareketleri, maksimum kontaklari ya da fiziksel ve anatomik olarak yapilmasi cok zor seyleri yapmaya calisiyorum. Bu sonuncusunda acayip cuvalladim dogal olarak. Ben daha ata binmemis bi insanim, ati nasil oynatiym.

Neyse diyerek gunume devam etmeye basladim. Sonra istekilere caktirmadan is gorusmesine gitmem gerekiyodu. Istekiler cakarsa simdiki olanaklarimdan da mahrum olabilirdim. O yuzden cok tehlikeli bi hareketti. Ogle yemegine cikar gibi gitmek en mantiklisiydi. Ama cantami alirsam nereye diye sorcaklar. O zaman gomlegimin icine DVDmi saklayip kaciym dedim. Sonra yaptim bunu. Kosarak kactim. Tramvaya bindim. Sonra gorusmeye gitmeden dunyanin en igrenc pizzasini yedim. Pizzaya olan inancim sarsildi. Gorusmeye gittigimde DVD ye gerek olmadigini anladim. Onlarda varmis zaten. Neyse gorusme iyi gecti. Sonra geri donerken elimde DVDyle yakalanmamak icin kastim, DVDmi cope attim. (Cok salagim) Ama ise yaradi cunku patron giriste beni karsiladi, elimde DVD olsaydi sicmistim. Bu gerginligi de atlatip kurtadama dondum.

Aksama dogru kurtadamin da bugun cok guzel oynamadigini hissettim. Orayi terketmeye karar verdim. Ama patron kapida nobet tutuyordu. Bu yuzden elemanlardan birinin kesfettigi bodrumdaki otopark cikisini kullanmaya karar verdim. Kacmayi basardim. Muzik dinleyerek eve dogru yururken MP3 playerimin pili bitti. Ve o an bugunun guzel bi gun olmadigina kanaat getirdim- yazmaya karar verdim. Sebebini dusundum. Acaba ugurlu lifimle yikanamadigim icin mi oldu. Yoksa yeni aldigim deodorant mi ugursuz geldi. Orta ugurlu donlarimdan birini giymistim yine de kotu gecti. Sanirim bu donu ugursuz sinifina sokucam bugunku performansindan sonra.

Neyseki sag saglim evime ulastim. Simdi toparlanip yarin yeniden saldirmam gerekiyor dunyaya. Canim hicbisey yapmak istemiyor nedense. Ustelik bissuru is var.
Amaaaan. Boktan bigun. E ama yani. Hergun de iyi mi geccek.

Thursday, August 17, 2006

Lolly Poo Lee

Ya Hintli herif bi film yapti. Buradan izleyebilirsiniz. Herkes biseyler yapti. Yanliz bu adam Internete gondermeye basladi filmini. Forumlara gonderiyor, dergilere gonderiyor, sirketlere gonderiyor... Ama devamli gonderiyor. En sonunda birkac unlu siteye cikti. 3d total kapak yapti bunu. Sagda solda filmine bakmaya basladilar. Sonra google a filminin adini yazip baska kimlerin yayinladigini bulmaya basladi. Cinliler, garip garip film siteleri, birkac porno sitede falan buldu filmini. Buldugu her yerde daha cok mutlu olup bunlari bana gostermeye basladi. Ilk baslarda "oh oh pek guzel pek guzel" diyordum. Sonra artik baymaya basladi. "Eeeeeh tamam super". Sonunda kusturdu. "Yeter lan `Lolly Poo Lee` `Lolly Poo Lee` beynimizi yedin" demeye basladim. Oyle diyince daha bir sevkle interneti taramaya basladi ve bulunca beni sinir etmek icin hevesle gostermeye basladi. Hatta geceleri saat 2 ye kadar baska sitelerde de ciksin diye e-mailler falan atmis, bissuru kasmis...

Sonra biz beraber bi festivali kazandik. Gosterilcek filmlerimiz: Ben dedim ki "ben izlemicem senin filmi, kustu butun siber dunya senin filmden". Bunun uzerine assagidaki sevimli posteri yapti benim icin.



Gordugunuz igrenc sey Lolly Poo Lee nin kendisi. Bu kare de filminde bu gerzek hatunun adama saldirip opmeye calistigi sahneden. Tabi Turkceleri biraz zayif. Henuz cok ogretemedim. Ozellikle yazmayi cok becerememisler. Ama iste Hintli. Naaparsin. Yazik.

Buradaki en samimi ve iyi arkadaslarim Hintliler. O yuzden acayip saydirabiliyorum. Ustelik Turkce bilmiyorlar. Bu durumda istedigim kadar saydirabiliyorum. Ve cevremizde baska Turk te yok. O yuzden iyice saydirabiliyorum. Gercekten kotu muyum?

Evet.

Wednesday, August 09, 2006

Kediler

Sonunda basima kaldilar.

Evimizde iki tane kedi var. Rockee ve Apache. Ikisi de disi ve kisirlar. Rockee gayet uyuz bir kedi. Butun gun kicini o koltuktan bu koltuga yayip duruyor. Bir de sabahlari 6:30 da kapimi tirmalayarak beslenme talebini dile getiriyor. Ben soylene soylene mamasini tasa bosaltirken bar bar bagiriyor. Oburu daha uyanik. Arada bir ekmeklerimizi caliyor. Rockee yi dovdugu oluyor. Ya da balkonda yakaladigi kuslari getirip gozumuzun onune atiyor. Ben birseyler anlatmaya calistiklarini savunsam da biyolog olan Pat (ev arkadasi) o kadar zeki olmadiklarini soyluyor. Bence evden gitmezsek bizi olduruceklerini ima ediyorlar. En azindan Apache.

Sabah erken kalktigim icin ben beslesem de diger tum isleri Pat yapiyordu bugune kadar. Yani kumu temizlemek, suyu koymak, diger beslenme aktiviteleri vs... Pat bir ayligina cole gidiyor. Orda bitkileri arastircakmis. Kediler de bana patladi bu durumda.

Kedileri severim aslinda. Ama bizim icin kediler evde yasayan diger seylerden cok farkli degildir ki. Kediler bizim yemek artiklarimizla beslenirler, hasta olduklarinda ya da dogurduklarinda sut veririz. Yemek bulamazlarsa avlanirlar. Kertenkele, bocek yerler. Zaten her zaman bes alti tane kedi olur ortalikta. Anne kedimiz dogurdukca nesilden nesile kediler gelir, kediler gider. Belli bir yasa kadar anneleri onlara bakar, yeterince buyuyunce tekmeyi basar. Digerleriyle anlasabilirlerse ya da daha yagli bir kapi bulmazlarsa bizimle yasamaya devam ederler. Bir nevi kontratli calismak gibi. Yanliz anne kediyi kadroya almis durumdayiz. O nesillerdir evimizde. Ve calisiyor memur gibi. Avlaniyor, doguruyor, bilumum kedi kopekle dovusuyor arada.

Bu kediler de buranin devlet memuru gibi. Yayiyorlar paso. O koltuktan bu koltuga... Ozel mamalar aliniyor, kendilerine ozel mama taslari var. Tasin ustunde adlari yaziyo. (Yani bu insanlari anlamiyorum. Kedi onu okicak da gelip ordan mi yicek. Yoksa biz iki tasi karistirsak bunlar yemicek mi o tastan. "Yok bu Rockeenin tasi, siz beni ne saniyosunuz?" mu dicek. Tas lan iste) Aristokrat kedisi bunlar. Neyse ki Venus (obur ev arkadasi) var. Arada bir arayip "kediyi besler misin" diye agliyorum. Gerci o da paso dugunlere gidiyo bu ara. Gecen gun gay wedding e gitti.

Neyse bakalim ilerleyen zaman ne gostericek. Kediler ve ben nasil anlasicaz. Bu durum gelecegimizi nasil etkileyecek? Arkasi yarin.

Friday, August 04, 2006

Sokak Adamlari

Genelde ben konusmam sokak adamlariyla. Guvenli degil cok bizim ulkede. Ama burada kendimi guvende hissettim. Konustum.

1 - Bir seferinde biracinin onunde dilenen bi adam vardi. Biz bir iki bira aldik, ciktik, bir arkadasimizi beklerken geldi, " eglence var galiba bu gece, bana da bi ceyreklik versenize" dedi. Ben "biz o ceyreklik ve eglence icin gunde 10 saat calisiyoruz, sen naapiyosun?" dedim. "Haklisin tam bir loser (kaybeden) im " dedi. "Hayir tembelsin ve ceyrekligi haketmiyosun" dedim. Sonra yavastan segirtti, baskalarina falan sormaya basladi.

2 - Eski (calinan) bisikletimi baglarken bir adam geldi. Benimkinden daha yeni gorunen bisikletini benimkinin yanina bagladi. Bikac adim atti. Elini acip "bir dolarin var mi?" dedi. "Ne guzel bisikletin var oyle, benimkinden iyi durumda, satsana" dedim. Sonra bi daha bakmadi yuzume, saga sola bakmaya basladi. Tanimamazliktan geldi.

Saldirgan oluyorum bazen bu insanlara. Gerci dostum Toygar Gedik kadar olamam. Istiklalde "Gel BEN seni tartiym" diye cocuklari kovalardi. Manyak. Herneyse. Bunlar farkli ama. Bunlarin saglik sigortasi var, issizlik sigortasi var, imkanlari var, herseyleri var... Amaclari yok. O yuzden canki oluyorlar. Bu insanlari tokatlayip 3. dunya ulkelerine gondermek istiyorum, orada hayatta kalma savasi vermelerini istiyorum uc bes sene. Sonra geri getirip sokaga birakmak istiyorum. Acaba yine ayni seyi yapicaklar mi? (Ben de artis olmusum yanliz.)

Tuesday, August 01, 2006

Patron vs. Keni 2

ya bu insanlarin isi gucu yok mu anlamiyorum. ya da "bu ne bicim is yeri" Keni'nin deyisiyle. uc yuz, bes yuz derken sonunda bin dolarlik bir bahis ortaya atildi. Sanirim Keni'nin patrona zarar verme istegi butun bunlara sebep oluyor. Nerde sacma sapan bi iddia varsa orda bulusuyorlar. Son iddia da soyle: VorIn (baska bir eleman) ve Keni el ele tutusucaklar. Ustlerinde sadece patronun onlar icin alacagi tanga don olacak. Sokaga cikacaklar. Kosarak trafik isiklarina deyip geri gelicekler. Bunun icin iki sokak gecmeleri gerekiyor. Bu iki sokak da bissuru sirketin bulundugu binalarin arasinda.

Isi gucu biraktilar. Internetten begendiler, patron gitti donlari aldi. Donlar gercekten sapik. G string gibi. Keni defalarca "ben yapmak istemiyorum" dedi. Ama birkere tamam demis artik. Geri donmeyi de yediremiyor. Diger sirketlerde bissuru arkadaslari var. Ve idda geregi tam yemek saatinde bunu yapmalari gerekiyo. VorIn ise cok daha ucuza gitti :400 dolar. (Ya onu pek anlamiyorum). Patron klasik yine kicinda patlayan bahsi bize dagitmaya calisti: izlemek istiyosak 10 dolar vercekmisiz. "Bu ne bicim is yeri".

Abarttilar bence. Aciz biz burda. Bu dangalaklar para saciyo ortaliga. (Tabi yine ben yarin "Keeni" diye bagiranlarin yaninda yerimi alicam.)

Bunun ustune gecen gun bi arkadastan dinledigim fikrayi yaziym: Cok zengin bir adam bir kizla yemek yiyormus. Ona sormus: Sana 1 milyon dolar versem benimle yatar misin? Kiz dusunmus biraz. Yani bi seferlikten noolucak ki falan diyerekten "olur" demis. Adam " 10 dolar versem yatar misin?" demis. Kiz cok kizmis "beni fahise mi sandin" diye bagirmis. Adam da "az once ne oldugun konusunda fikir birligine vardik zaten, simdi fiyatta anlasiyoruz" demis.

Friday, July 28, 2006

Duygu dolu an

Gecen gun Hintliyle Filipinli birbirleriyle sakalasiyolardi. Bi tane tabanca var onla birbirlerine vuruyorlar falan. Sonra ben odaya girerken biri oburune "pezemenk" diye bagirdi (tam soyleyemiyorlar). Ama beni gormemisti, orada oldugumu bilmiyordu. Gozlerim doldu. Diger kulturlere biseyler ogretmeyi basarmisim. Cok mutluyum. Cok unlu ve onemli bir yemek olarak tanittigim ve soylettigim "s.ktiriboktan makarna" dan sonraki en buyuk basarimdir bu.

Monday, July 24, 2006

Rezalet

Pazar gunu patron yemek soyledi. 20 kisi falandik. Yemeklerin yaninda bir tur salata sosu ve eksi kremli bisey de geldi. Ama cok eksi ve tuzlu oldugundan (iclerinde sirke, tuz vs... vardi) kimse yemedi soslari. Patron da butun soslari bir kaba bosaltti. Karistirdi guzelce. Sonra bize donup "Bunu yiyene 100 dolar vericem" dedi. Herkes karisima yaklasti, icinde bir takim partikuller yuzen yag, sirke, tuz ve krem karisimina bakti. Bazilari hayatta yemem diye soylenirken digerleri daha dikkatli baktilar, birkac tanesi tadina bakmak istedi. Ama patron tadina bakmanin yasak oldugunu soyleyerek onlari engelledi. Ben oradaki soslardan sadece birini tatmistim dilimin ucuyla, yeterince igrencti. Kocaman kabi dusununce...

Sonra patron bahsi arttirdi. 200 dolar dedi. insanlar biraz daha bakindilar ama kimse yemeye yeltenmedi. Patron 300 dolar dedi. Sonra iclerinden biri bakti bakti, "Keni bunu yer" dedi.

Keni cinli gibi gorunen muhabbet bir adam. Tenis oynar, boks yapar, sigara icer, yaris motoru kullanir. Biraz garip bi adam. Kolunda tum kolunu cevreleyen bir dovmesi var. Nerde abuk subuk bir bahis ya da yapilcak pislik bir is varsa orada oluyor. Arada bir birileriyle falan guresiyor ornegin. Yerlerde yuvarlaniyolar. Yine de kendi kendine piyango duzenleyip paralari ic eden rus kizdan iyidir.

Her neyse, bu adamlar Keni'yi aradi. "biz boyle boyle bisey yaptik (hey allaaam) yer misin?" dediler. Keni 5 dakka sonra geldi motoruyla. Patron bunu duyunca endiselenmeye basladi. Masada buldugu karabiberlikteki tum karabiberi de karisima ekledi. Keni geldi. Bu bahis olayinin kicinda patladigini hissetmeye baslayan patron izlemek icin 2 dolar vermemiz gerektigini soyledi. Dunyanin en gerzek ve gereksiz gosterisine gitmek icin 2 dolar vermek bana garip gelse de kendimi digerleriyle beraber "keeeni keeeni" diye bagirirken buldum. Keni karisimin tadina bile bakmadi. Hepsini yedi. Patron tarafindan belirlenen 2 dakika kusmama suresini rahatlikla gecti, hatta iyi gorunuyodu. Sonra kusmadi bile.

Ertesi gun keni geldi yine. Sadece circir olmus. Ve 300 dolar kazandi. Haketti bence.

Saturday, July 22, 2006

Yagmur

Vucutlarimiz suyun icinde olustu. Hayatimiz boyunca denize girdik, banyo yaptik, islandik. Suyun tamamen altinda yasama araclari kesfettik. Su ucuz, su temiz, su saglikli, ustumuzdeki kirler akip gider suyla. Yikanmak, yikamak suyla olur. Su ucar gider, zararsizdir, kurur.

Insanlar yagmur yaginca manyak gibi kaciyorlar yagmurdan. Sanki asit yagiyor. Aman bir damlasi degmesin. Yagmurluklar, semsiyeler, herkes arabalarda, tramvaylarda, sokaklardakiler aralara siginmis... Yagmur bu yagmur, islanirsin, kurur...

Sakir sakir yagan yagmur balkonu delerek assagida bir gol olustururken bunlari dusunerek ise gitmek uzere bisiklet kaskimi giydim. Cantamdaki yedek t-shirt kuru kalsin diye torbaya konmustu. Ne olabilirdi ki? Sonra bisiklete binmeye basladim. ilk 2 dakika icinde coktan islanmistim zaten. Ama buna hazirdim. (degil mi?). Sonra anacaddelerden gecmeye basladim. Yagmur cok sorun degildi (Gercekten). Asil sorun yerlerdeki sulardi. Tekerlegin aralarindan akan sular ben hizlandikca tam da kicima puskurmekteydiler. Ustelik bu sular saf su degil iclerinde birtakim topraklar bulunan sulardi (camur). Pantolonumu yikamak zorunda kalacagimdan biraz hayal kirikligina ugradim (genelde pantolonlarin kirlenmediklerine inanirim, onlari cok ender yikarim) Ha su ha toprakli su diyerek yolculuguma devam eden ben yeni bir suprizle karsilastim bisikletin frenleri tutmuyordu islaninca. Ama cok da onemli degildi cunku ODTU de 2 yil frenleri olmayan bisikletimi kullanmistim. Yavaslamak icin baska yontemlerim vardi. Son olarak yerde birikmis toprakli sulari puskurten otomobillerle tanistim. Ama cabuk ogreniyordum. Yerlerden firlayarak ustume basima sicrayacak sulari onceden tahmin ederek onlarin uzagindan geciyordum. Yanliz arkadan puskurten tekerlek sinirime dokunmaya baslamisti. Cunku ustum orta derecede islanmisken pantolonum bok gibi islanmisti. Ben ise yedek T-shirt getirmistim, yedek don degil.

Ise ulastigimda asansorun aynasinda kendime baktim. Sicarim yagmuruna da kurumasina da diyerekten bisikleti parkettim. Herkes dalga gecti. Circir olmasam bari.

Tuesday, July 18, 2006

Sayntoloji nedir?

Gecen gun adamin birisi elime bir ilan tutusturdu. Ustunde sayntoloji (scientology) kilisesine gelin, filmimizi izleyin yaziyordu. Ben sayntolojinin ne oldugunu hic bilmiyorum. Ama adini duymaktaydim. Merak ettim. Yolumun ustundeydi, ugradim. Kapidaki kiza "Nedir sayntoloji" dedim. Guldu. "Senin icin bir filmimiz var onu izle sonra konusalim" dedi. Beni bir odaya goturdu. Acayip guzel bir sinema salonu bu oda. 5 + 1 dolby surround ses sistemi ve klimasi vardi. Serin ve hostu. Isiklar yavas yavas sondu, pahalli bir isik sistemi olmaliydi.

Sonra film basladi "Kafa sagligimiz icin materyalizmin cozum olmadigini anladik" diyerek. "ee neymis cozum ?" diye dusunurken hemen cevap geldi : "sayntoloji". Ben heyecanla "tamam, o ne?" diye dusundum. Sonra yarim saat boyunca bi kitaptan bahsetti bu film. Once mahkemelerin sayntolojiyi din olarak kabul ettigini anlatti. Sonra birsuru adam sirayla cikip bu kitabin ne kadar guzel oldugunu soyledi. Kitap bazilarini basarili isadami yapmis, bazilarini uyusturucudan kurtarmis, ezik insanlari guclu bagimsiz bireyler yapmis. Bir insaat iscisi cikip "bu kitap sayesinde artik isimi seviyorum, saatler hizla akip geciyor" dedi. Bi tane adam cikip "bu kitap sayesinde esimle tanistim" gibi bisey dedi (esi manken falandi bence). Son 30 adamda acayip sikildim. Sonra iki adam konusmaya basladi. Bir tanesi "bu kitap ne kadar guzel" tadinda sorular sorarken oburu "leziz, leziz" tadinda cevaplar verdi. Guya kitabi yazan adam o kadar iyiymis ki yazdigi uc bes kitabi tum insanliga armagan etmis ve biz sansli insanlar 50 dolara bu mukemmel sete sahip olabilirmisiz. (Nasil hediye lan bu - 50 dolar verenlere hediye...). Sonra bu organizasyonun ne kadar buyuk oldugundan, yuzbin tane kilise falan oldugundan bahsetti. Butun kiliselerin yoneltildigi en yuksek makam iseeeeee: Kocaman bir gemi. Mukemmel luks. Sayntoloji papasi orda yasiyo sanirim. (Aslinda bu benim fantazimdi.) Son olarak bi adam cikti. Kameraya dogru yavas yavas yuruyerek cumleler soylemeye basladi. Bu arada arkadan kahramanvari bir muzik geliyordu. 4 tane cumle soyledi adam. Muzik bitti. 2 saniye falan bosluk oldu. "Oh bitti" derken adam yine basladi. Bir once soylediklerine benzer cumleler soyledi. Ama bu sefer cumleler daha uzundu. Muzik yine durdu. "Oh bitti" derken adam yeniden basladi. Bu sayede muzigin cumlelere kisa dustugunu anlayiverdim. Kendimi southparkta hissettim, kahkahalar atmaya basladim. Muzik bitti. Adam yine basladi. Ama bu sefer assalamaya basladi bizi. Cok komikti. "Eziksiniz siz simdi kitabi almazsiniz burdan cikinca" diyo. "Almassaniz salaksiniz valla bak" tadinda biseyler dedi. Bir an "Alsana lan kitabi, AL AL AL" diye bagiricak diye korktum. Adam assaladi, hirsini aldi sonra gitti. Kocaman "HELLO" yazdi ekranda. Nihayet bitti.

Disari ciktim. Disarsi sicakti. Klimali salona bir an geri donmeyi dusundum. Sonra aklima adam geldi. Vazgectim, kapiya yoneldim. Kiza yakalandim tabii ki. "ee filmi begendin mi" diye sordu. "cok guzel olmus, elinize saglik" dedim. "Bak kitaplar burda" dedi. Sonra bi anda benim gozlerimin onune super luks gemide, jakuzinin icinde keyif yapan sayntoloji papasi geldi. Yanindaki civira "bir karides daha yemez misin hayatim?" diyordu. karidese uzandi, gozlerimde karides bir an kitaba verecegim paraya donustu, sonra tekrar karidese donustu. kafasi atan ben kiza donup "sagol kitap almicam" dedim. Kiz kocaman gozleriyle uzgunlugunu belli ettikten sonra "sanirim ilgini kaybettin" dedi. "Evet" dedim. Sonra hayatimda ilk defa saydirdim: "Dinlere cok saygi duysam da hicbirine inanamiyorum, simdi benden kocaman bir reklam ve pazarlama kampanyasina inanmami mi bekliyosunuz?" dedim. Ama sonra dedigimden utandim. Cunku cevabi biliyorum:"evet". Zaten din dedigin ne ki? Sonra dedim ki kendi kendime bu diger dinlere buyuk bir hakaret. Cunku diger dinlerin de bir tur pazarlama kampanyasi olduguna dair bir kanit sanki.

Boylece sayntoloji kilisesinden ciktim. Hala sayntoloji nedir bilmiyorum. Kitabi almicam. Sayntoloji nedir ogrenmicem. Bugun itibariyle, yeni bir din baslatip gemide karidesleri yiyen bir adam olma fantazimden vazgeciyorum. Coktan yapilmis. (Gerci adam olmus) :P

Thursday, July 13, 2006

Bence ...

Bilgisayarda geri donusum kutusuna attigimiz dosyalar bizlere mp3, bilumum kisa videolar ya da herhangi baska dosyalar olarak geri donmelidir. Aksi takdirde geri donusumun bi olayi kalmiyor.

Saturday, July 08, 2006

Post-Modern Palyaco

Arkadaslarimdan guzel haberler alip disari ciktim. Yurudum. Herkesin toplandigi bir yere geldim. Bir konserin sonuna yetismisim. Konser bitince kovboy sapkali bi adam cikip " size mukemmel bir gosteri hazirladiiiik" diye bagirdi. Sonra bembeyaz elbiseler icinde balerin oldugunu tahmin ettigim kiz bir takim hareketler yapmaya basladi. Big Lebowski'deki sacma sapan modern sanat gosterisinde hissettim kendimi. Sonra isiklar baska bir yere yoneldi ve post-modern palyacoyu gordum.

Burnundaki kirmizi top ve yuzundeki beyaz makyaj bir adami bu kadar karizmatik gosterebilir. Neden oyle gorundugunu bilmiyorum. Belki de palyacoluk simgelerini gururla tasiyabildigi ve orta caglardan gelen bir gelenegin temsilcisi oldugu icindir. Beyaz elbiseli kiz yaklasik 2,5 metre capinda metalden bir silindirin icine girdi. Bu silindir ayni zamanda kocaman bir arabanin tekerlegiydi ve de farelerin kosturdugu cemberlere benziyordu. Kiz bu koca cembere bindikten sonra palyaco ve kocaman arabaya cevrildi gozler. Arabanin arka tarafinda bir DJ vardi. Sonra bu devasa araba alevler cikarmaya basladi. DJ in arkasinda devasa bir baca vardi. Bu baca bizim eski sobamiza benziyordu, yalnizca ondan cok daha uzundu ve 2 metrelik alevler cikariyordu. Sonra bu araba hareket etmeye basladi. Dosdogru kalabaligin ortasina. Baktim yanarak usutumuze geliyor. Coluk cocuk tum ahali itiserek kenara kacmaya calistik. Araba yavas yavas geldi, yanimizdan gecti. Bir an soba kafama yikilicak diye korktum. Araba kalabaligi yarip karsi tarafa gecmeye calisirken DJ in aletlerinden biri bozuldu. DJ aletlerin dugmelerine basmaya basladi. Bu arada post-modern palyaco kimsenin anlamadigi birseyler soyluyor, bagirip cagiriyordu. Karsi tarafa ulastiklarinda ayaklarina tahtadan cubuklar takilmis bir grup beyaz elbiseli ve yuzlu insan kalabaligin ustune basarak (benim oldugum yerden oyle gorunuyordu) arabaya ulasti. Sonra hep beraber tekrar ustumuze dogru surduler arabayi. Yine kacildik tum ahali, cocuklar, arabalari ve balonlar... Palyaco bagirip cagirmaya devam etti. Fare cemberindeki kiz arabadan ayrildi, yuvarlanarak bir vince gitti. Vince bagladilar silindirin merkezini ve kizi gokyuzune kaldirdilar. Kiz fare cemberinde kosmaya basladi. Cember donerken ustune takili yerlerden atesler sacmaya basladi. Boylece havada donen bir ates topu gibi gorundu. Sonra birden bissuru havai fisek ve patlayan, yanan, ates cikaran seyler attilar. Fare kiz kosmaya devam etti. Palyaco avazi ciktigi kadar bagirdi. Biz tepemizde olup bitenden gaza gelip bagirdik cagirdik.

Sonra bitti.

Sunday, June 11, 2006

Yeni Hayat

Bilgisayarım yok. Ama olacak. Ordayım. Burdayım. Yürüyorum. Yemek yapıyorum. İşe gidiyorum. Yeni bi kalem keşfettim. Tebeşir kalem. Elinle dağıtınca çok güzel tonlama yapıyor. Hotdogcular rekabet ettiler, şehrin bir köşesinde Hotdog 1 liraya düştü. Ordan yedim. Şimdi okuldayım. Süper bir koltuk aldım. Babamın eski muaynanesindeki gibi. Arkaya doğru kaykılabilen patron koltuğu. 10 dolardı. (garaj sale süper bişey). Aldığım herşeyi ikinci el alıyorum ya da sokaklardan topluyorum. bir rafı dolduracak kadar atılmış kitap topladım şehirden. Çok ilginç konuları var. İnsanların neler okuduğunu öğreniyorum bu sayede. Birisi sandalyelerini atıyordu. Aldım bir tane. Sokaktan Suskind in "Koku" kitabını, film yapımcılığıyla ve anneliğin analiziyle ilgili kitaplar buldum. Herşeyi ikinci el almaya devam edeceğim. Benim yüzümden dünyaya atılıcak bişey daha gelmesini istemiyorum. Böylece üretimi ve sanayiyi baltalicam fikrimce. Fotolarımı (acil gitmem lazım)